Pestisit tarımsal üretimde zararlı böcekler, otlar, mantarlar ve kemirgenlere karşı kullanılan zehirli kimyasallara verilen genel isim demek oluyor.
Bu maddeden dolayı Avrupa Birliği ülkelerine alınmayıp kapıdan geri gönderilen ürünlerin sayısında son yıllarda rekor düzeyde artış olduğu basına yansımış durumda.
CHP bu ürünlerin iç piyasaya sürülüp sürülmediği konusunu Meclis gündemine taşımıştı.
Verilen cevap elbette “hayır” olacaktı.
Ama bu ne kadar inandırıcı?
En son Bulgaristan tonlarca limonu geri çevirdi, içinde yasaklı bir madde var diye.
Gazeteler yazdı; Limonlarda izin verilenin 560 katı “propicanazole” maddesi bulunmuş.
Nisanda Avrupa’ya ihraç edilen 50 ürünün 19’u uyarı bildirimi alırken, 31’i sınırdan geri çevrilmiş.
Rusya ve Azerbaycan kapılarından da defalarca geri çevrilen ürünlerimiz var.
Yetkililer bu ürünlerin imha edildiğini söylüyor.
Hadi bu açıklamaları doğru kabul edelim, peki bunların dışında iç piyasaya sürülen ürünlerde bu maddelerin insanlara zarar verici düzeyde olmadığı ne malum?
Avrupa Birliğinin, Rusya’nın, Azerbaycan’ın gıda güvenliğine ve insan sağlığına verdiği önemi biz ne kadar veriyoruz?
Yeterince veriyorsak neden bu kadar çok hastamız var?
Resmi ve özel bütün sağlık kuruluşları neden her gün ana baba günü?
Ülkemizde kan hastalıklarının, kanserlerin artmasının sebeplerinden biri sakın bu olmasın?
Ne yediğimiz, ne içtiğimiz belli mi?
Tarım ilaçlarının bilinçli ve kontrollü kullanımı konusunda ne durumda olduğumuz kapılardan geri gönderilen ürünlerden belli değil mi?
Gıda ürünlerinde raf ömrü uzun olsun, daha dayanıklı olsun, zararlılardan korunsun diye kullanılan ilaçlar, kimyasal maddeler var ya işte bunlardır bizi içten çürüten ve çökerten!
Bu kimyasallar, bu ilaçlar canımıza okudular, çanımıza ot tıkadılar.
Hani denetim?
Ürünlerimizi zararlı olduğu gerekçesiyle geri çeviren ülkeler kadar titiz olmazsak, olamazsak işte böyle hastane hastane gezeriz.
Yahu bizde en basitinden sigara yasası bile uygulanmıyor ki tarım ve gıda gibi hayati önemi bulunan bir sektörü iğnenin deliğinden nasıl geçirelim!
Bakın kapalı mekânlara, umuma açık yerlere birçoğunda fosur-fosur sigara içiliyor.
Nasıl olsa bakan eden yok diye kül tablaları bile tekrar masaların üzerine çıktı.
Denetimler yeterli olsa, gereken cezalar uygulansa böyle mi olur?
Saldık çayıra mevlam kayıra!
Sonumuz hayır olsun!!
DURUM İÇLER ACISI!
İnternette var, domates üreticisi tarlada ürüne attığı ilaçları gösteriyor.
Çeşit çeşit ve o kadar çok ki izlerken tüylerim diken diken oldu.
“Bu ilaçları bu kimyasalları domatese vermezsem ürün bozuluyor, çürüyor” diyor.
İlaçlar ürünü koruyor ama insanları bozuyor.
Üretici arkadaş bunu hiç düşünmüyor, sadece parayı kazandığına bakıyor.
Doğal üretim yapan, halk sağlığını düşünen üreticiler tabii ki var, keşke bunların sayısı diğerlerinden fazla olsa da hastane hastane gezmesek.
Sebze ve meyvenin yanı sıra marketlerdeki gıda maddelerinde raf ömrü uzun olsun diye kullanılan ilaçlar, kimyasallar izin verilen ölçüde mi acaba?
Ve merdiven altı tabir edilen kaçak-köçek üretimin önüne ne kadar geçebiliyoruz?
Ya sağlığımız bozulunca kullandığımız ilaçlar?
Bunların içinde de kimyasal maddeler var.
Tam köşeye çıkışmış vaziyetteyiz.
İşte bu yüzden herkesin başında var bir bela.
İsrail tohumları, ilaçlar, kimyasallar, hormonlar, yetersiz denetim derken bu noktaya geldik.
Dışarıdan bizi yıkamayacaklarını anlayan dış güçler içeriden çökertiyorlar mı desem, bilemedim.
Ülkemizde ortalama yaşam süresi iki yıl önce 77,5 olarak açıklanmıştı ya bahse girerim son iki yılda bu biraz daha kısalmıştır.
Bu gidişle çok değil 15-20 yıl sonra 2050’lerde 60’lı yaşlara ineceğimize bahse girerim.
Suyu üfleyerek içen, ailesinde kanser olmayan, içkiden sigaradan fellik-fellik kaçan, yediğine içtiğine dikkat eden ve adeta kolonya ile yıkanan ben bile lösemi olduysam ört ki ölem be kardeşim!
Ört ki ölem!!!!
ANAYASA, BANAYASA!
Yeni bir anayasa yapalım diyorlar.
Mevcut anayasanın nesi var?
Kim ihtiyaç duyuyor yenisine?
Emekliler mi, asgari ücretliler mi, muhalefet partileri mi, sivil toplum örgütleri mi, ev hanımları mı, öğrenciler mi, çiftçiler mi, esnaflar mı?
Kim?
İktidar ve yandaşlarının dışında böyle bir talebi dile getiren var mı?
Peki bunu neden istiyorlar?
Ömür boyu iktidarda kalmak mıdır dertleri?
Değişmez, değiştirilmesi teklif bile edilemez bazı maddeleri değiştirmek midir amaç?
Nedir?
Enflasyonun, doların, terörün, faizin, liyakatsizliğin, cari açığın, savurganlığın, açlığın, yoksulluğun, partizanlığın, işsizliğin, haksızlığın, hukuksuzluğun sebebi mevcut anayasa mı?
Bu konuda bir kampanya yapıldığında yoksa şöyle bir nutuk mu atacaklar?
Yeni anayasa ile bütün dertler bitecek!!!!
Hatırlayın…
Başkanlık sistemine geçerken de böyle demişlerdi.
Ne değişti?
Nazım abi (Alpman) Birgün gazetesinin 18 Nisan tarihli sayısında yazdı.
“Anayasa değil banayasa”
İnternette var.
Okumanızı tavsiye ederim!