İş takibi yapmıyorum.
İhale alıp vermiyorum.
Ödenek istemiyorum, beklemiyorum.
Resmi ilan kovalamıyorum.
Projem de yok ki destek peşinde olsam.
Tayinim olmaz, terfim olmaz.
Anlayacağınız bu taraklarda da bezim yok.
Neden gideyim Meclise?
Vekille bakanla resim çektirmeye mi?
Orası turistik bir yer mi?
Mutlaka gezilmesi görülmesi gereken bir kültür-sanat merkezi mi?
Veya bir alışveriş merkezi mi?
Veyahut kutsal bir yer mi, ya da ne kadar kutsal?
Parlamenter sistemde öyleydi ama başkanlık sistemi yetkiyi tek elde toplayınca Meclis eski işlevini kaybetmedi de benim mi haberim yok?
Amma yaptım ben de ha.
İnsan merak edip de gitmez mi?
Veya bir nezaket ziyareti de olmaz mı?
Olur tabii.
Olur, olmasına ama vekillerin işleri başından aşkın.
Şimdiye kadar kaç torba yasa yaptılar saymadınız, sayamadınız galiba?
Bırakalım da çalışsınlar.
Hem misafir ağırlamak kaça maloluyor, hangi devirdeyiz haberiniz yok sanırım?
Meclis lokantasında fiyatlar piyasanın üçte bir fiyatına olsa da her gün bir sürü (üstelik gruplar halinde) geleni gideni olan bir vekilin sadece aylık yemek masrafı ne olur biliyor musunuz?
Maaşların yarısını yemeğe verirlerse nasıl geçineceklar hadi söyleyin bakalım?
Büyük başın büyük derdi olur.
Empati yapın, anlarsınız!
AKYOL’UN DAVETİ
1991-1995 arası milletvekilliğimizi yapan, Sanayi ve Ticaret Bakanı olarak Bartın’a kazandırdığı Organize Sanayi Bölgesi ile bugün 7 bin kişinin iş ve aş sahibi olmasına vesile olan Hasan Akyol, “Meclisin Çankaya kapısına gel, bekliyorum” dedi.
Kontrol için Ankara’da olduğum bir gündü ve aynı dertten muzdarip olduğumuz için aramızda karşılıklı sevgiye-saygıya dayalı 30 yıllık gazeteci-siyasetçi ilişkisinin ötesinde yakamıza yapışan lösemi belasından dolayı hasta kardeşliği oluşmuş, bu nedenle daha sık haberleşir olmuştuk.
“30 sene aktif gazetecilik yaptım, Bartın’ımızın o kadar milletvekili, bakanı geldi geçti Meclise ilk kez geliyorum ve burada ilk kez yemek yiyorum, sayenizde bu şerefe nail oldum” dedim.
Yemekler güzeldi, Meclis görevlilerinin ilgisi alakası da öyle.
Hasan Akyol bir dönem vekillik yaptı ama tam yaptı.
Aradan 30 yıl geçmesine rağmen hem Bartın’da hem partide hem de Mecliste hâlâ forsu var.
İşte vekillik yapınca böyle yapmak lazım!
Hakkını vermek lazım!
Sayın bakanımız Ankara Bayındır Hastanesinde zaman zaman yatarak yoğun bir tedavi sürecinden geçmesine rağmen bana zaman ayırdı, yemekten sonra Meclisi de gezdirdi.
Terör örgütü ilan edenlerden yıllardır siyasi ayağını ortaya çıkarmalarını beklediğimiz Fetö’nün askeriyedeki örgütlenmesinin yaptığı darbe girişiminde Meclise atılan bombalar düştüğü yerde kolonu öyle bir bükmüş ki bunu ibreti alem için sergiliyorlar.
İbreti alem dedim ama hatalardan ders almayı bilen bir toplum olsak keşke.
Aksi olsa falan cemaat şuraya çöreklendi, filan tarikat şurada güçlü diye haberler çıkmazdı herhalde.
Zaten ders almayı bilmediğimiz için bu durumda değil miyiz?
SİZE SELAM GETİRDİM
Kadirşinas Bartın halkına sayın bakanımız Hasan Akyol’un selamını söyleyeyim de üzerimde kalmasın.
Hasta haliyle bile hâlâ hemşerilerine yardımcı olmaya çalışıyor.
Eee, siyaset sorumluluk sahibi olanlar için böyle bir şey işte.
Hasan Akyol bakanımızın kendisi gibi hukukçu olup uzun yıllar avukatlık yapan eşinin de bir rahatsızlığı var ve ikisi birbirine destek olup hayatlarına devam etmeye çalışıyorlar.
Çocuklarının ikisi de Kanada’da yaşıyor.
Haliyle çocuk ve torun özlemi çekiyor.
Hasan bey ve eşi sözlerime alınmasınlar ama genç olsaydım bir dakika durmazdım açık hava hapishanesini andıran, partizan, kuralsız, kontrolsüz, düzensiz, insan sağlığının Allaha emanet olduğu bu ülkede.
Her tarafımız dökülüyor artık bizi kim ne yapsın bu saatten sonra.
Dolayısıyla en büyük pişmanlığım budur, gençken gitmediğime yanarım aklıma ne zaman gelse.
Kader desem “insanlar kendi kaderlerini kendileri belirler” diyen Refik abi (Akmaz) kızar.
Bu diyardan gidemeyeceğimize göre bu deveyi gütmeye çalışacağız.
Eski patronum Sadi ve eşi Kiev’e çağırıyor, “sana lazım olan morali burada bulacaksın” diyorlar.
Savaş ve moral bir arada nasıl olacak ben de çok merak ediyorum.
Ama değişiklik iyi olur.
Bu yaz, olmazsa sonbahar inşallah gidip göreceğim bir aksilik çıkmazsa.
BİLEĞİNİN HAKKIYLA
Ziyadesiyle demokratik (hem de en ilerisinden) olduğu için 1991’den sonra bir daha uygulanmayan tercihli sistemle üçüncü sıradan birinci sıranın önüne geçmeyi başaran Hasan Akyol ülke genelinde bileğinin hakkıyla seçim kazanan sayılı milletvekillerinden biridir.
Düşünebiliyor musunuz, oy pusulasında hem isme hem partiye iki ayrı yere iki ayrı mühür vurulması gerekiyor ve siz bunu köy köy mahalle mahalle gezip seçmene tek tek anlatacaksınız,
Seçime bağımsız girmek gibi bir şey!
Hasan Akyol 1991’de il olan Bartın’ın ilk milletvekili olurken (diğeri DYP birinci sıra adayı Köksal Toptan) işte adını tarihe böyle yazdırdı.
Bazıları gibi piyangodan değil bileğinin hakkıyla milletvekili oldu ve yine üstlendiği görevi de hakkını vererek layıkıyla yaptı.
Bir dönem vekillik yaptı ama tam yaptı.
Temelini atıp Bartın’a kazandırdığı Organize Sanayi Bölgesi’nde bugün 7 bin kişi çalışıyor.
Bu sayı yeni fabrikalarla 10 bine çıkacak.
İşte bu kadar kişi aileleriyle birlikte Hasan Akyol sayesinde iş ve aş sahibi.
Makamlar mevkiler gelip geçiyor.
İnsanlar işte böyle eserleriyle anılıyor.
KEMERLERİNİZİ BAĞLAYIN!
Duydunuz mu Maliye Bakanı “Enflasyon kalıcı olarak düşmenin eşiğinde, sabırlı olun” demiş.
Geçenlerde bir ayakkabı keçesine 50 lira verdim.
O da her gün yürüyüş yapılan bir spor ayakkabısında bir veya iki ay dayanabilecek nitelikte.
Biraz daha iyisi var 80-100 lira.
Alt tarafı bir keçe.
El kadar bir şey.
Ayakkabı içliği işte.
Hammaddesi ne, işçiliği ne?
Enflasyonun düşme aşamasında olduğu bir yerde bir keçenin fiyatı bu mu olmalı?
Sadece keçe değilki.
Piyasa maalesef genelde böyle!
Fiyatlar vahşi, acımasız.
Bakan beyin sözlerinin altını doldururken ortaya koyduğu rakamlar, söylemler, rezervler, cari açık falan bunlar bana inandırıcı gelmiyor.
Kâğıt üzerinde her şeyi istediğiniz gibi gösterebilirsiniz.
Siz yıllık enflasyon yüzde 75 dersiniz ben halk olarak yüzde 175 hissederim.
Önceki bakan Nurettin Nebati “Gözlerimdeki ışıltıyı görüyor musunuz?” diyerek umut pompalamıştı.
Sayın Şimşek’in sözlerindeki parıltı, Nebati beyin gözlerindeki ışıltıya benziyor.
İnanıp inanmamak size kalmış!
BU NASIL BAŞARI?
Ekonomi programının ilk yılı bütçe ve dış denge bakımından başarıyla tamamlanmış.
Sıkı durun şimdi dezenflasyon dönemine giriyormuşuz.
Yani fiyatların artışı azalacakmış.
Bunları Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz söyledi.
Yılmaz’ın dediği bütçe ve dış dengedeki başarıyı halk olarak biz neden görmedik, hissetmedik de böyle şeyleri neden hep hükümet adamları ile tuzu kuru tabir edilen bir kesim görüp hissediyor acaba?
Milyonlarca dar gelirliden biri olarak dezenflasyon dönemini hissedebilecek miyiz veya nasıl hissedeceğiz çok merak ediyorum doğrusu!!
Sakın o da bizi teğet geçmesin!!!
ŞU HALE BAKIN!
“Ankara İl Jandarma Komutanlığı ve İl Tarım Müdürlüğü tarafından İvedik Organize Sanayi Bölgesi'nde sahte gıda operasyonu düzenlendi.
Operasyonda 300 tona yakın sahte gıda malzemesi ele geçirildi. Üretim yapılan iş yerinde yapılan incelemelerde, son tüketim tarihi geçmiş ve küflenmiş ürünlerin geri dönüştürülerek tekrar piyasa sürülmek üzere hazırlandığı görüldü.
Öte yandan, mısır unu kullanılarak peynir üretimi yapıldığı tespit edildi.
Hijyen koşullarından yoksun bir ortamda üretilen gıda ürünlerinin, hazırlanan sahte etiketlerle birlikte satışının yapıldığı belirlendi.”
Resmen cinayet!
Hatta toplu katliam!
Bu tür haberleri okurken insanın tüyleri diken diken oluyor!
Bir yanda bilinçsiz, ölçüsüz, kontrolsüz kullanılan tarım ilaçları diğer yanda bunlar.
Gıda terörü işte bu!
Hem de daniskası!
Halkın sağlığıyla oynayanlara en ağır ceza verilmeli!
