Kanlıırmak caddesinden Gazhane’ye kadar ırmak kenarı boyunca yerin 20 metre altına inilerek aylarca fore kazık çakıldı.
Fore kazıklardan biri yeraltındaki elektrik hatlarını patlattı.
Kanlıırmak caddesi üç ay boyunca zindan gibiydi.
Kaldırım kenarında yer altına alınan kabloları senin benim paramla yapılan yeni bir ihale ile yolun ortasına aldılar.
Doğalgaz hattının hatırı kalmasın, bir kazık da ona çakıldı, tam oldu.
Bu hengamede internet hatları da zarar gördü, haliyle onlar da payına düşeni aldı.
Burada kurumlar arası koordinasyonsuzluğun tam dibine vuruldu.
Bir başka deyişle bir fore kazık da koordinasyonsuzluğa çakıldı.
Ya ağaçlar?
Yeşile, doğaya ziyadesiyle önem verilen ülkemizde onlara dokunulmadan geçildiği nerede görülmüş ki!!!!!
Burada yaşayan insanlar aylarca yolsuz ve kaldırımsız kaldı ayrıca.
Güneşli havalarda toz, yağışlı havalarda çamur içindeydiler.
Bütün bunlar olurken sivil toplum örgütleri neredeydi?
Ne zaman Orduyeri köprüsü yakınında biraz uzunca bir duvar ortaya çıktı, o zaman burada ne oluyor demeye başladılar.
Şimdi hep bir ağızdan bağırıyorlar “Görüntü bozuldu!”
Daha çok buna takılmışlar!
Bu duvar üstü camlar seli durdurur mu, durdurmaz mı buna bir şey dedikleri yok!
Dediler, dediler ama bu projenin açıklandığı toplantıda.
O da öyle şiddetli, aman aman bir itiraz, bir karşı çıkma değildi.
Sonraki günlerde ne bir gazete beyanatı ne de bir araya gelelim de şu projeyi daha en başında durdurmaya çalışalım deme gayreti vardı.
Ben görmedim, duymadım.
Gören duyan varsa söylesin.
Irmak ıslah projesinin yaklaşık 500 milyon liralık birinci etabı camlar da takılıp tam da bitmek üzereyken sivil toplum örgütlerimiz uyandı.
Bir yıl önce fore kazıklar daha çakılmadan yapmaları gereken işi şimdi yaptılar, yanlarına belediye başkanını da aldılar, önlerine gelene verip veriştirdiler.
Sanki projeyle ilgili tek ve en öncelikli çekince buymuş gibi görüntü diyorlar, doğal yapı diyorlar, peyzaj diyorlar başka bir şey demiyorlar.
İyi de iş işten geçmeden yapacaktınız bunu.
Bir kısım medya dahil hepinize günaydın sayın STK’lar.
Şimdiye kadar 10’uncusunu yapmanız gereken toplantının birincisini daha yeni yapıyorsunuz.
Atı alan Üsküdar’ı geçti.
Bu saatten sonra itiraz etsen ne etmesen ne?
Çakılan fore kazıklar sökülsün, duvarlar yıkılsın, camlar kaldırılsın mı istiyorsunuz?
500 milyon lira çöpe mi gitsin?
Ama öyle ama böyle ilk etabı tamamlanmak üzere olan projenin kaderi zaten 31 Mart seçimlerine bağlıydı.
Sonuçlar malum.
Hiç uğraşmayın, kendinizi yormayın.
Kendiliğinden duracak zaten.
Seçim döneminde bizzat vekil söyledi, ırmak ıslahı diye proje adı da vererek “bizi seçmezseniz hizmet gelmez” dedi ya!
Daha ne?
HALK CEZAYI KESTİ!
Bu gariban gazeteci bu konuyu defalarca yazdı.
Ona da kulak vermediniz.
Bütün bunlar olup biterken bir keresinde “Okulak mahallesi, Okulak mahallesi olalı böyle zulüm görmemiştir” diye yazmıştım.
Özellikle Kanlıırmak caddesinde yaşayanlar aylarca büyük eziyet çekti.
Bunun faturasını 31 Martta iktidara, belediyeye ve muhtara kesti.
CHP’nin bu mahallede ikiye katlayarak birinci olmasında halkın yaşadığı bu sıkıntıların da büyük payı var.
İlk cezayı böyle kesti halk.
İlk genel seçime kadar bu proje (4 yıl içinde) illaki bir sınavdan geçecek.
Bunun sonucuna göre de ya ikinci ceza gelecek ya da kim bilir belki de ödül gelecek
İlk şiddetli yağışta ilk taşkında bunu göreceğiz.
HANİ CHP TERÖRİSTTİ!
Dinsiz dediler.
İktidara gelirlerse ezanı Türkçe okutacaklar dediler.
Daha da ileri gittiler, hatta camileri ve de İmam Hatipleri de kapatacaklar dediler.
Başörtüsünü de siyasete alet edip seçim malzemesi yaptılar.
Bunlar terörist, terörle işbirliği yapıyor, emirleri Kandil’den alıyorlar dediler.
PKK’cı dediler.
DHKP-C’ci dediler.
FETÖ’cü bile dediler.
Selahattin Demirtaş’ı serbest bırakacaklar dediler.
Videosunu bile yaptılar, ama montaj, ama öyle, ama böyle dediler.
Hiç unutmuyorum…
Son genel seçim öncesi köylü pazarında yaşlı bir satıcı kadın market fiyatlarından yakınırken “teyze sen de o zaman sandıkta gereğini yap” dediğimde “iyi ama oğlum onlar Demirtaş’ı serbest bırakacaklar” deyince ağzım bir karış açık kalmıştı.
Bu dezenformasyon işte bu derece etkiliydi.
Gezi’ci de dediler, darbeci de dediler.
Dediler oğlu dediler.
Bunlarla her seçimde çuvallar dolusu oy topladılar.
Fakat artık bitti.
Bunların artık işe yaramadığı, son kullanma tarihinin geçen yıl mayısta dolduğu bu yılın 31 Mart’ın da görüldü.
Son seçimde deste-deste paraların para sayma makinesi ile sayılırken görüldüğü bir videoya sarıldılar.
Güya yolsuzluk yapılıyor izlenimi uyandırmak istediler ama olmadı.
Bartın’da can havliyle son anda dolaşıma sokulan “bardak videosu” gibi o da tutmadı.
İşleri güçleri algıydı.
Din elden gidiyor diye diye, vatan elden gidiyor diye diye, biz gidersek terör gelir diye diye, ezan bayrak diye diye, milletin kafasını karıştıra karıştıra ülke ne hale geldi, hepimiz görüyoruz.
Şimdi dinsiz dedikleri, terörist dedikleri, yolsuz dedikleri ve daha pek çok şey dedikleri CHP ile el sıkışıp görüşerek ve iade-i ziyaretten de söz ederek diyalog ortamı yaratıyoruz mesajı veriyorlar.
Aynı şeyler yapılarak farklı sonuçlar alınamayacağına göre yeni bir açılım, yeni bir imaj gerekiyordu.
Onu yapıyorlar.
Adına “yumuşama” dediler.
İnanalım mı?
BU NE YAMAN ÇELİŞKİ?
Ankara’da bunlar olurken Bartın’da tam tersi bir tablo ortaya çıkmıştı.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç partisinin Bartın milletvekili ile Bartın’da AKP’li Belediyelere, Özel İdarede AKP’li İl Genel Meclisi Başkanına hayırlı olsun ziyareti yaptı, CHP’li üç belediye ile bir MHP’li belediyeye ise gitmediği için eleştirildi.
Siyaset sahnesi önümüze kısa sürede iki fotoğraf koydu.
Hangisine inanalım?
