Bartın Belediyesi her ay ortalama 19 milyon lira zarar etmektedir.
Personel giderleri belediye bütçesinin yüzde 73’üne denk gelmektedir.
Ramazanda ulusal bir kanala programa katılım parası olarak 500 bin lira verilmiş.
31 Mart 2024 seçim çalışmalarında 3 ayda konuk ağırlama, toplantı, Ramazan programı, yemekler, afişler ve benzeri şeyler adı altında belediye kasasından yapılan harcama 10,5 milyon lira.
Faizi senesi dolmadan ana parayı bulan değişken faizli 29 milyonluk banka kredisi kullanılmış.
65 tane İphone 15 telefon alınmış.
Her ay belediye bu telefonlar için 70 bin lira fatura ödüyor.
Ondan önce alınan İphone 13-14’ler de ortada yok.
Bartın Belediye Başkanı Rıza Yalçınkaya göreve başladığından beri bu yönde açıklamalar yaparak kendisinden önceki dönemde paraların çar-çur edildiğini, belediyenin kötü yönetildiğini, borca batırıldığını, halkın parasının har vurulup harman savrulduğunu söylüyor, enkaz devraldım diyor.
Yalçınkaya’nın açıklamaları “Varan 1” diye başlayıp şu ana kadar 5’e kadar gelen türden.
İyi de belediyeler Sayıştay ve İçişleri Bakanlığı denetimine tabi ise eğer, ki öyle…
İç ve dış denetimle idari ve mali denetim olarak yapılan bu denetimlerde şimdiye kadar neden hiçbir müfettiş ortaya bir şey koymamış veya koyamamış?
Bu enkazı görmemişler mi?!
Sayın okurlar; 251 milyon borçla devralınan bir belediye var ortada.
Keyfi, lüzumsuz, usulsüz harcamalardan söz ediliyor ve bunlar müfettişlerin alanına girmeyecek de ne girecek söyler misiniz?
Valla ben onu bunu bilmem.
Eğer ortada israf, savurganlık ve usulsüzlük varsa bunları yapanlar kadar görmeyen müfettişler de kusurludur.
Bu tablonun sorumlularına işlem yapılacaksa müfettişler de paylarına düşeni almalıdır!!!
YA BASINA VERİLENLER?!!!
Bir de seçim döneminde gazeteciyim diyen herkese verildiği söylenen paralar var.
Yerel basında çıktı.
Sosyal medyada da yazıldı.
Ocaktan mart sonundaki seçime kadar gazetecilere ve gazeteci olduğunu iddia edenlere abone-reklam adı altında 3 ayda 2 milyon lira para verilmiş.
30 küsur kişiden söz ediliyor.
Yerel basında nisan ayında yapılan bir haberde sorulmuştu.
Bir de biz soralım bakalım.
Kim bunlar?
Sayın başkan gazetecilerle çalışmak zorundayım onları böyle bir açıklama ile incitmeyeyim düşüncesiyle hareket ediyorsa yanlış yapar.
Kime ne kadar verilmiş belediyenin kayıtlarında bellidir.
Seçim dönemindekiler başta olmak üzere geriye dönük olarak 1999-2007 arasını da alıp kendi dönemiyle karşılaştırarak bir döküm yaparsa hem kamuoyunu rahatlatmış hem de söz verdiği şeffaf belediyeciliğin örneğini ortaya koymuş olur.
Bekliyoruz!
TAVSİYE
Uçan kuşa borçlu belediyeler var.
İktidar partisi mensubu bir belediye başkanı beyanat vermiş isyan ediyor, 162 personel var, 62 personelle belediyenin bütün işlerini çekip çeviririm diyor.
Öyle belediyeler varki hizmet yapacak, adım atacak halleri yok.
Başkanlar, meclis üyeleri belediyeleri bu kadar kolay borçlandıramamalı.
Kadroları böyle şişirememeli.
Belediyeler partilerin arka bahçesi olmasın diye.
Arpalık olmasın diye.
Çiftlik olmasın diye.
Borca batmasın diye.
Bir yasa yapılmalı.
Bu duruma düşüren başkanlar ve buna göz yumup onay veren meclis üyeleri derhal görevden alınmalı!
SİZİ GİDİ ALGICILAR SİZİ!
İktidar yandaşı bir gazete Kurban Bayramı tatilinde tatil merkezlerinin dolup taşmasını fırsat bilip memlekette her şey güllük gülistanlık havası yaratmaya çalışmış.
Aynen şöyle yazmışlar;
CHP’nin kuyruğuna takılan muhaliflerin “battık, bittik” yalanı bir kez daha ellerinde patladı.
Kurban bayramı tatilinin 9 gün olması nedeniyle Muğla’yı tercih eden tatilciler Menteşe-Marmaris karayolunda 4 kilometrelik kuyruk oluşturdu. Muğla’ya 140 bin araç girişi oldu.
“Hani Türkiye batmıştı” başlığıyla verdikleri bu haberle ülkenin, insanların durumunun iyi olduğu, böyle olmasa tatil merkezlerinin dolu değil boş olacağı mesajı veriyorlar.
İktidarın ve iktidar yandaşlarının 2002’den bu yana yaptıkları en iyi şey işte bu; algıyla bu günlere getirdiler ülkeyi.
Olmayan bir şeyi varmış, olan bir şeyi de yokmuş gibi göstermekte çok mahir arkadaşlar.
Kimse ellerine su dökemez bu konuda.
Ülkede durumu iyi, parası olan, tuzu kuru, zengin statüsünde tahminen 20-25 milyon kişi var.
İşte Muğla’da Bodrum’da, Marmaris’te, Kuşadası’nda, Antalya’da Kemer’de, Alanya’da, Bartın’da Amasra’da, İnkumu’nda ve para harcanacak bilumum yerlerde tatil merkezlerini, kafeleri, restoranları, AVM’leri dolduranlar bunlardır.
85 milyonun 20-25 milyonunun iyi durumda, geri kalan 60-65 milyonunun da yüzde 100’lerdeki enflasyonun altında ezilip büzüldüğünü bilmeyen mi var?
Nüfusun büyük bölümü ekonomik sıkıntılarla boğuşurken 20-25 milyonun verdiği bu fotoğrafa bakarak pembe tablolar çizmek, bunu ülkenin tamamına maletmek, algıdır, dezenformasyondur, insafsızlıktır, ayıptır, yazıktır, günahtır!
Utanın!!!!!
İNİSİYATİF
Termik santral için platform.
Irmak için inisiyatif.
Ya fidanlık için?
Bartın’ın ciğerine hançer saplanıyor hani örgütlü çevre mücadelesi?
Ayrıca neden ayrı ayrı gruplarla, bu gruplara verilen değişik isimlerle bu mücadeleler veriliyor?
Önceden Çevre Meclisi diye bir oluşumumuz vardı.
Ziraat Mühendisi Ayşe Sevtap Uzun ve arkadaşları bu işi çok güzel götürüyorlardı.
Bu birliktelik santralle, ırmakla, doğaya karşı yapılan her türlü olumsuzlukla tek ses, tek yürek, tek yumruk olarak mücadele ediyordu.
Sonra neden ayrışma oldu?
Mobil santralın Bartın’dan kovulmasına öncülük eden Çevre Meclisi niye termik santralde ve diğer çevre ve insan sağlığı düşmanı işlerde devre dışı kaldı veya bırakıldı?
Ayrıca ırmak oluşumuna “inisiyatif” demek için geç kalınmadı mı?
Bir şeyi yapmaya öncelikle davranma, önceliği ele alma, öncecilik demektir bu kelimenin sözlük anlamı.
Fore kazıklar çakıldı, duvarlar bitti, camların çoğu takıldı, bu inisiyatif ondan sonra çıktı.
Yani bir yıl sonra.
Yani projenin 500 milyonluk ilk etabı bitince.
Arkadaşlar kusura bakmasınlar ama buna dense dense inisiyatif değil inisiyatifsizlik denir!
Önerim Kent Konseyini bir an önce kurup Çevre Meclisinin yeniden canlandırılması ve platform, inisiyatif veya başka isimler altında yapılan ve yapılacak olan oluşumlara son verilerek tek bir çatı altında toplanılması ve mücadelenin “tek ses, tek yürek, tek yumruk” olunacak şekilde yürütülmesidir!
