Öyle bir enflasyonumuz var ki elin Avrupalısı, Amerikalısı kıskanmasın da ne yapsın?
Baksanıza dolar çıkarken bile iniyor.
Çarşı pazardaki fiyat artışları da neymiş?
Vız geliyor tırıs gidiyor.
Enflasyon dediğin böyle olacak işte.
Taş gibi kaya gibi maşallah.
Ne sandınız ya.
Yel kayadan ne alır ki.
Tabii ki sadece toz!
Enflasyonda bizim tozumuzu attırmıyor mu?
Görmediniz mi elektrik zamları da teğet geçti.
Kiralar mı, hadi canım sizde.
Siz giderken o geliyordu.
Duyar mı kirayı mirayı.
Ben enflasyon diye buna derim işte.
İn deyince inecek, çık deyince çıkacak, otur deyince oturacak, kalk deyince kalkacak.
Söz dinleyecek söz!!!
Eski enflasyonlar böyle miydi?
Kimseyi takmazlardı, başlarına buyruk giderlerdi.
Yaaa gördünüz mü nereden nereye geldik?
Bugünleri de gördük ya gözümüz arkada kalmaz artık.
Ne kadar sevinsek azdır.
Sevinelim ama kendi başımıza Müslüman da olmayalım.
Bu formülü ilk 5’te kader birliği yaptığımız enflasyon kardeşlerimiz Arjantin’e, Suriye’ye, Venezuela’ya ve Zimbabwe’ye de verelim.
Sevaptır.
Sevinsin garipler!
Tarım arazilerini ve çiftçi sayısını azaltarak tarımsal üretimi artıran, hayvan ithal ederek hayvancılığı canlandıran, ithalatı artırıp cari açığı küçülten, fiyatlar yükselirken, dolar çıkarken, faizler artarken, emekli ve asgari ücretlinin maaşları erirken enflasyonu düşüren tek ülke olduk!
Verginin vergisini almasaydık, iğneden ipliğe her şeye durmadan zam yapmasaydık bu mertebeye erişemezdik herhalde.
YAPARSA KİM YAPAR?
Vallahi bravo bize!
58 yaşıma geldim, ben böyle şey görmedim.
Bu başarıya şapka çıkarılmaz da ne çıkarılır?
İşte bakın 1 Dolar 35’lerde, 40’a doğru yol alıyor.
1 Bulgar Levası 20 lira.
Bir diğer komşumuz Gürcistan’ın Larisi bile 15 lira.
Bamyanın kilosu 200, fasulyenin ki 100 lira.
Açlık sınırı 19 bin, yoksulluk sınırı 62 bin lira.
Kıymanın kilosu 550 lira, o da şimdilik.
Belki bu yazıyı yazarken 600 veya 700 olmuştur.
En düşük emekli maaşı 10 bin, en düşük kira 5 bin!
Dar gelirliler ucuz ekmek-gıda kuyruğunda.
İcralar, karşılıksız çekler, senetler, boşanmalar, hırsızlık, uyuşturucu, alacak verecek olayları, iflaslar artmış mı artmamış mı?
Bunların hepsi istatistiklerde var.
TÜİK’e sorun, söylesin size!
Ah, ahh… Rahmetli Ecevit olsaydı da görseydi bu günleri.
Başbakanlığın önünde yere yazar kasa atarak kendisini protesto eden esnafa kim bilir ne derdi?
Kıskananlar çatlasın hem de tam orta yerlerinden!
Bir ekonomi bundan daha iyi nasıl yönetilebilir söyler misiniz?
Bu başarının sahiplerini kutlamayalım da ne yapalım?
Tabi ki hem kutlayalım hem de Nobel ekonomi ödülüne aday gösterelim!
Ekonomist olunca böyle olacaksın işte!
Yaparsa kim yaparmış gördünüz mü?
Verdik yetkiyi, gördük etkiyi!
Hayırlı uğurlu olsun!
FİDANLIK!
Burası Tarım İl Müdürlüğünün kullanımında Bartın’da tarımın gelişmesi için fidan üretip dağıtan, meyve yetiştirip ucuz fiyata satan örnek bir bahçeydi.
Tarımın laboratuvarı gibiydi.
Bartın’ın da akciğeriydi.
Nefes alınacak geniş bir alandı.
Ülkemizin her yerinde betondan eserleri bulunan Toki burada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı projesi olarak adına Millet Bahçesi denilen bir şey inşa ediyor.
Resimleri çekip tabela yapmışlar girişe asmışlar.
Bildiğimiz park işte.
Yani yıllarca Bartın tarımına hizmet eden nitelikli dümdüz tarım arazisini park yapıyoruz.
Bartın’da parktan çok bir şey yok.
Biraz daha teferruatlı, havalı ve betonarmik olması çok mu önemli?
Harcanan paraya (100 milyona) yazık!
Bizim ülke olarak böyle bir önceliğimiz yok, olmamalı da!
Şimdi soru şu;
Bize park mı lazım, tarım arazisi mi?
Tarımsal üretimi içinde kamelyalar, oyun ve spor alanları, mescitler, süs havuzları bulunan ve Türkiye’nin her yerine 81 ilde 100 milyon metrekareye yapılan bu parklarda oturarak mı artıracağız?
Diğerleri de öyle midir bilmiyorum ama Bartın’da illa böyle bir şey yapılacaktıysa eğer tarım arazisinden başka yer mi yoktu?
Tarımsal üretim neden düşük?
Çiftçi sayısı neden azalıyor?
Tarım alanları neden küçülüyor?
Sebze meyve fiyatları neden yüksek?
Bu soruların müsebbiplerini takdir etmemek ne mümkün!
Sadece ekonomimiz değil tarım politikalarımız da Nobellik!
Durmak yok, betona devam!
Bütün ödüller yakışır bize!
ÇİN İŞİ, JAPON İŞİ!
Bartın’ı selden koruması için uygulanan altı fore kazık, üstü duvar camlı Çin seddi projesinin 500 milyonluk ilk etabı tamamlandı.
Kendilerini Moğol ve Türk boylarının saldırılarına karşı korumak için yaptıkları Çin seddi Çinlileri ne kadar korudu, bizim Çin seddi bizi ne kadar korur bilinmez ama duvarlar hiçbir işe yaramasa bile üzerine grafiti yapılarak yeni sanat eserlerinin ortaya çıkmasına imkân verecektir.
Bu kadar Çin lafı etmişken Bartın Milletvekili Yusuf Aldatmaz’ın TBMM’den bir komisyonla Çin’e yaptığı ziyaretten söz etmemek olmazdı tabii.
Milletvekili Aldatmaz’ın Çin’e kadar gitmesine gerek yoktu ki Çin seddi ile Çin’i zaten Bartın’a getirmişlerdi.
Eğer Berlin’e gitmeyi düşünüyorsa, programında böyle bir gezi de varsa oraya gitmesine de gerek yok.
Zira bu duvarlar Almanların yıkarak kendilerini tarihi bir ayıptan kurtardıkları Berlin duvarına da benziyor!
