https://www.bartinpostasi.net/files/uploads/user/4544.jpg
Barbaros YAMAN

TARİHİ BARTIN IRMAĞI GÖZDEN ÇIKARILDI MI?

28-09-2020 19:53 18080 kez okundu.

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) çevre hakkını insan hakkı olarak kabul eder. Anayasamızın 56. maddesi de, “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

    Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” hükmünü içerir. İnsan dâhil tüm canlılar için sağlıklı ve dengeli bir çevrenin oluşumunda en önemli unsurlardan birisi hiç kuşkusuz ormanlardır. Ormanlar, soluduğumuz havadaki oksijenin üretiminden içtiğimiz suyun filtre edilmesine, iklim uç
değerlerinin yumuşatılmasından kirli havanın temizlenmesine, erozyon, sel ve taşkınların
önlenmesinden doğa turizmine kadar pek çok alanda topluma hizmet etmektedir.

    Ancak son yirmi yılda görünen odur ki, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamanın en önemli sigortalarından birisi olan ormanlarımız “kamu yararı” gerekçe gösterilerek sürekli baskı altına alınmakta, taş ve maden ocakları yanı sıra, termik santraller, HES’ler ve “yeşil yol” gibi projelerle varlık ve bütünlükleri sürekli tehdit edilmektedir.

    Ülkemizin hemen hemen bütün yörelerinde faaliyet gösteren taş ve maden ocakları son yıllarda hem sayı hem de alan olarak orman ekosistemlerinin kaldıramayacağı boyutlara ulaşmıştır. Yakın zamanda, orman tahribatının ve ormansızlaşmanın ne anlama geldiğini Giresun ilimizin Dereli ilçesinde ikamet eden vatandaşlarımız can ve mal kayıpları ile acı biçimde yaşadılar. Ankara’nın Polatlı ilçesini vuran ve ormansızlaşmanın ağır sonuçlarının neler olabileceğini hissettiren devasa kum fırtınası da bütün korkunçluğuyla hafızalardaki yerini koruyor.

    İklim değişikliğinin küresel iklim krizine dönüştüğü bir dönemde ülke olarak bu tür olayları gelecekte ne yazık ki daha sık ve şiddetli olarak yaşayacağız. Alan itibariyle % 58’inin ormanlarla kaplı olmasıyla “övündüğümüz” Bartın yukarıda değindiğimiz sorunlardan münezzeh mi? Bir bakalım isterseniz! Küresel Orman İzleme Organizasyonu olan “Global Forest Watch - GFW” dünya genelinde ormanlardaki değişimi uydudan “ağaç kapalılığı” olarak takip ediyor.

    GFW’nin verilerine göre, 2001-2019 yılları arasında Bartın ilinde 2340 hektar ağaç kapalılığı yitimi meydana geldi. Belirtilen dönemde orman alanı hiç değişmemiş olsa bile, 2340 hektar kapalılığın şu veya bu nedenle yitirilmiş olması, tüm Türkiye’de olduğu gibi Bartın’da da ormanların nitelik olarak zarar gördüğünü göstermektedir.

    Durum böyleyken, bir zamanlar ticaret gemilerinin üzerinde yüzdüğü, kenarında Hıdrellez etkinliklerinin düzenlendiği, Yalı İskelesi’nden Boğaz’a uzanan ve mitolojide “sular ilahesi” olarak geçen tarihi Bartın Irmağı’nın her iki yakasında bulunan ormanlarda açılması planlanan yeni taş ve maden ocakları ne anlama geliyor? Bilindiği üzere Yalı İskelesi ile Bartın Limanı (Boğaz) arasında kalan bölgede, Bartın Irmağının iki yakasında farklı noktalarda birçok maden ocağı zaten faaliyet göstermektedir.
    Türkiye Ormancılar Derneği olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın web sitesinden aldığımız bilgilere göre, farklı firmalar tarafından işletilen mevcut maden ocaklarına dört yeni maden ocağı daha eklenmek isteniyor. Yeni maden ocağı başvurularının onaylanması durumunda yok edilecek toplam doğal orman alanı 218,5 hektardır. Madencilik faaliyetlerinin Bartın’ın en önemli turizm merkezlerinden birisi olan İnkum güzergâhındaki Bartın Irmağı koridoru boyunca yoğunlaşmış olması oldukça düşündürücüdür.

    Yalı İskelesi ile Bartın Limanı arasında uzanan Bartın Irmağı ve yakın çevresinin, dünyanın en önemli nehir turizmi destinasyonlarından birisi olabilecekken, taş ve maden ocaklarına feda edilmesi akıl ve izan ile bağdaşmamaktadır. Bartın Irmağı koridoru boyunca madencilik faaliyetlerini bu derece yoğunlaştırmak hem bu bölgedeki geniş yapraklı karışık orman ekosistemlerine hem de nehir ekosistemine zarar verecektir. Aynı zamanda bu ocaklardan üretim esnasında atmosfere saçılacak mikro-parçacıkların yaratacağı kirlilik başta olmak üzere, gürültü ve görsel kirlilik Gürgenpınarı dâhil söz konusu koridora yakın yerleşim yerlerinde ikamet eden halkın sağlığını da olumsuz yönde etkileyebilecektir.

    Bu durum yazımızın başında değindiğimiz Anayasa’nın 56. maddesinde ifade edilen “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir” hükmüne aykırılık oluşturmaktadır. Konuya duyarlı yurttaşların yukarıda belirttiğimiz hususlarla ilgili Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreçlerini takip etmesi ve ÇED Halkın Katılımı Toplantılarına katılarak görüşlerini belirtmesi en büyük dileğimizdir.
Kamuoyuna saygılarımızla…

28/09/2020
Prof. Dr. Barbaros YAMAN
Türkiye Ormancılar Derneği Temsilcisi

 

Neler Söylendi?
Haber Sitemizde Yayınlanan Haber ve Köşe Yazılarının Hukuki Sorumlulukları Kendilerine Aittir