Bartın Eğitim Sen Şube Başkanı İsmet İpçi, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü dolayısıyla basın açıklaması yaptı.
5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü, öğretmenlerin ekonomik, sosyal ve mesleki haklarının uluslararası düzeyde güvence altına alınması mücadelesinin simge günlerinden biridir. Bu tarih, 1966 yılında UNESCO ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün kabul ettiği Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı’na dayanmaktadır. Söz konusu karar; öğretmenlerin çalışma koşullarından mesleki özerkliklerine, ücretlerinden iş güvencelerine, örgütlenme haklarından eğitim politikalarına katılımlarına kadar öğretmenlik mesleğinin temel standartlarını belirleyen tarihsel bir belge niteliğindedir.
2026 yılı, bu kararın kabulünün 60. yılıdır. Aradan geçen 60 yılın ardından bugün hâlâ öğretmenlerin mesleklerini insanca koşullarda yapıp yapamadığını, ekonomik ve sosyal haklarının güvence altında olup olmadığını, eğitim politikalarının belirlenmesinde söz ve karar sahibi olup olmadığını ve öğretmenlik mesleğinin toplumsal statüsünün güçlenip güçlenmediğini tartışıyoruz.
Bu nedenle bugün sorulması gereken en temel soru şudur: Türkiye’de öğretmenlik mesleği 60 yılda nereden nereye geldi?
Eğitim Sen açısından bu sorunun yanıtının iç açıcı olmadığı belirtilen açıklamada, öğretmenlerin 5 Ekim’i ekonomik kayıpların yanı sıra mesleki özerklik, istihdam, iş yükü, çalışma koşulları ve mesleğin toplumsal değeri gibi çeşitli sorunlarla karşıladığı ifade edildi.
Öğretmenliğin giderek kendisine verilen programı uygulayan ve performansı ölçülen bir meslek haline getirildiği savunulan açıklamada, öğretmenliğin yalnızca bilgi aktarmaktan ibaret olmadığı vurgulandı.
Eğitim Sen olarak yıllardır savundukları temel yaklaşımın öğretmenliğin mesleki özerkliği olan kamusal bir meslek olduğu belirtilen açıklamada, öğretmenin söz sahibi olmadığı bir eğitim sisteminde demokratik eğitimden söz edilemeyeceği ifade edildi.
Türkiye’de eğitim sisteminin uzun süredir merkeziyetçi ve piyasa odaklı bir yapıya dönüştüğü görüşünün dile getirildiği açıklamada, bu durumun öğretmenlerin mesleki karar alanlarını, çalışma koşullarını ve mesleki geleceklerine ilişkin beklentilerini etkilediği savunuldu.
ÖĞRETMENLER YOKSULLAŞTIRILIYOR, ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ GÜVENCESİZLEŞTİRİLİYOR
Açıklamada, Türkiye’de öğretmenlerin uzun süredir ekonomik kayıplar yaşadığı belirtilerek maaşların yaşam maliyeti karşısında değer kaybettiği, ek ders ücretlerinin öneminin arttığı ve temel giderlerdeki yükselişin öğretmenlerin ekonomik koşullarını zorlaştırdığı ifade edildi.
Öğretmenlik mesleğinin kadrolu, sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik gibi farklı istihdam biçimleri üzerinden parçalandığı savunulan açıklamada, tüm öğretmenlerin kadrolu ve güvenceli istihdam edilmesi, eşit işe eşit ücret ilkesinin uygulanması ve eğitim emekçilerine insanca yaşam koşullarına uygun ücret sağlanması talep edildi.
Öğretmenlik Meslek Kanunu ile öğretmenlik mesleğinin sorunlarının çözülmediği görüşünün de yer aldığı açıklamada, başöğretmenlik ve uzman öğretmenlik gibi farklı unvanların öğretmenler arasındaki ücret farklılıklarını artırdığı savunuldu.
ÖĞRETMENLERİN MESLEKİ ÖZERKLİĞİ DARALTILIYOR
Son yıllarda müfredatın, eğitim programlarının ve okul işleyişinin giderek daha merkezi hale gelmesinin öğretmenlerin mesleki karar alanlarını daralttığı savunuldu.
Öğretmenlerden bilimsel ve pedagojik değerlendirmeler yapan eğitimciler olmaktan çok kendilerine verilen programı uygulayan personel olmalarının beklendiği ileri sürüldü.
Tek tip önlük gibi şekilsel düzenlemelerin de bu anlayışın bir yansıması olduğu ifade edilen açıklamada, öğretmenin ne giydiğinden çok eğitim sürecinde ne kadar söz sahibi olduğu ve öğrencilerin ihtiyaçlarına göre ne ölçüde pedagojik karar alabildiğinin önem taşıdığı belirtildi.
“ÖĞRETMEN AÇIĞI YOK” SÖYLEMİ SAHADAKİ GERÇEKLİĞİ ORTADAN KALDIRMAZ
Açıklamada, son günlerde kamuoyuna yansıyan “Türkiye’de öğretmen açığı olmadığı” yönündeki açıklamaların eğitim alanındaki gerçeklikle örtüşmediği savunuldu.
Türkiye’nin farklı bölgelerinde ücretli öğretmenlik uygulamasının sürmesi, farklı branşlarda öğretmen ihtiyacının yaşanması ve geçici görevlendirmeler yapılmasının, sorunun yalnızca toplam öğretmen sayısı üzerinden değerlendirilemeyeceğini gösterdiği ifade edildi.
Esas meselenin öğretmenlerin ülke genelinde, branşlara ve okulların ihtiyaçlarına göre dengeli biçimde dağıtılması olduğu belirtilen açıklamada, öğretmen ihtiyacının kâğıt üzerinde sıfırlanması ile her öğrencinin kendi okulunda yeterli sayıda öğretmene ulaşmasının aynı olmadığı savunuldu.
ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNDEKİ KRİZ ARTIK VERİLERLE DE GÖRÜLÜYOR
Eğitim Sen’in 6. Demokratik Eğitim Kurultayı kapsamında yürüttüğü araştırmalara da değinilen açıklamada, öğretmenlik mesleğinin mevcut durumuna ilişkin çeşitli veriler paylaşıldı.
Türkiye’nin farklı bölgelerinde görev yapan 1.091 öğretmenin katıldığı araştırmada öğretmenlerin görev algısı, mesleki benlik algısı, öz yeterliği ve mesleki adanmışlığının yüksek çıktığı, iş tatmininin ise 5 üzerinden 2,37 düzeyinde kaldığı belirtildi.
Aynı araştırmada öğretmenlerin yüzde 74’ünün mesleğe ilişkin duygu durumlarının zaman içerisinde olumsuza doğru değiştiğini ifade ettiği aktarıldı.
Bıkkınlık, tükenmişlik, yorgunluk, hayal kırıklığı, mesleki yabancılaşma ve gelecek kaygısının öğretmen anlatılarında öne çıktığı belirtilirken, öğretmenlerin en büyük olumlu duygu kaynağının öğrencileri olduğu ifade edildi.
Açıklamada bu tablonun, sorunların yalnızca öğretmenlerden kaynaklanmadığı ve çalışma koşullarının da değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyduğu savunuldu.
ÖĞRETMENLİĞİN GELECEĞİ DE BELİRSİZLEŞTİRİLİYOR
Kurultay kapsamında eğitim fakültesi öğrencileriyle yapılan araştırmaya da değinilen açıklamada, krizin yalnızca görev yapan öğretmenlerle sınırlı olmadığı ifade edildi.
Araştırmaya katılan öğretmen adaylarının yüzde 73’ünün imkânı olması halinde başka bir fakültede okumak istediği, yüzde 27’sinin ise eğitim fakültesinde aldığı eğitimi yeterli bulduğu belirtildi.
Millî Eğitim Akademileri konusunda da çeşitli sonuçların paylaşıldığı açıklamada, öğretmen adaylarının yüzde 93’ünün Millî Eğitim Akademileri kurulması yerine eğitim fakültelerinin yeniden yapılandırılması ve güçlendirilmesinin daha doğru olacağını düşündüğü aktarıldı.
Akademilerin eğitim fakültelerinden daha iyi öğretmen yetiştireceğini düşünenlerin oranının ise yüzde 9 olduğu belirtildi.
Bu verilerin öğretmen yetiştirme sisteminin yeniden ele alınması gerektiğine işaret ettiği savunulan açıklamada, eğitim fakültelerinin bilimsel, akademik ve pedagojik açıdan güçlendirilmesi, uygulamalı eğitimin artırılması ve mezuniyet sonrasında güvenceli istihdam olanaklarının sağlanması talep edildi.
Açıklamada, görev yapan öğretmenlerin çalışma koşulları ile öğretmen adaylarının gelecek kaygısının birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
5 EKİM’DE TALEPLERİMİZ AÇIKTIR
5 Ekim’in öğretmenlerin sorunlarının yılda bir kez hatırlandığı sembolik bir gün olmaktan çıkması gerektiği belirtilen açıklamada, Eğitim Sen’in talepleri şöyle sıralandı:
- 1966 ILO/UNESCO Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı’nın gereklerinin uygulanması,
- Eğitim emekçilerinin ücretlerinin insanca bir yaşam sağlayacak düzeye çıkarılması,
- Ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik uygulamalarının sona erdirilerek kadrolu ve güvenceli istihdamın esas alınması,
- Öğretmenleri farklı unvanlarla ayrıştıran düzenlemelerin yeniden değerlendirilmesi,
- Öğretmen ihtiyacının il, ilçe, okul ve branş bazında gerçek veriler üzerinden şeffaf biçimde açıklanması,
- Öğretmenlerin mesleki ve pedagojik özerkliğinin güvence altına alınması,
- Tek tip önlük gibi şekilsel uygulamaların yeniden değerlendirilmesi,
- Eğitimin kamusal, bilimsel ve demokratik niteliğinin güçlendirilmesi,
- Millî Eğitim Akademileri ile ilgili düzenlemelerin yeniden değerlendirilmesi ve eğitim fakültelerinin bilimsel, akademik ve pedagojik açıdan güçlendirilmesi,
- Öğretmen adaylarının öğretmenliğe geçiş süreçlerinin şeffaf, adil, liyakate dayalı ve güvenceli hale getirilmesi,
- Eğitim kurumlarında şiddet, mobbing, keyfi soruşturma ve baskıya karşı etkili önlemler alınması,
- Kadın eğitim emekçilerinin çalışma yaşamında karşılaştığı ayrımcılıkların ortadan kaldırılması ve kamusal kreş hizmetlerinin yaygınlaştırılması,
- Okulların fiziki koşullarının iyileştirilmesi ve yeterli yardımcı personel, rehber öğretmen ve destek personeli istihdam edilmesi,
- Eğitim bütçesinin kamu okullarının ihtiyaçlarını karşılayacak düzeye çıkarılması.
Açıklamada ayrıca KHK’ler kapsamında görevlerinden ihraç edilen eğitim ve bilim emekçilerinin durumlarının yeniden değerlendirilmesi ve mağduriyetlerin giderilmesi talep edildi.
ÖĞRETMENLİĞİN GELECEĞİ, TOPLUMUN GELECEĞİDİR
5 Ekim’in 60. yılında öğretmenlerin ekonomik koşullarının, mesleki haklarının ve çalışma ortamlarının yeniden ele alınması gerektiği vurgulanan açıklamada, öğretmenlerin çalışma koşullarının öğrencilerin eğitim koşullarıyla doğrudan bağlantılı olduğu ifade edildi.
Öğretmenin mesleki özerkliğinin öğrencinin nitelikli eğitim hakkıyla bağlantılı olduğu belirtilirken, öğretmenlerin hakları için mücadele etmenin çocukların eğitim hakkı ve toplumun geleceği açısından da önem taşıdığı savunuldu.
Eğitim Sen olarak öğretmenlerin ekonomik kaygı yaşamadan çalışabildiği, mesleki ve pedagojik özerkliğinin korunduğu ve eğitim politikalarının oluşturulmasında söz sahibi olduğu bir eğitim sistemi için mücadeleye devam edileceği belirtildi.
HAKLARIMIZA, MESLEĞİMİZE VE GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKACAĞIZ!
5 EKİM DÜNYA ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN!













