Advert Advert Advert
Arif ÜÇLER
Arif ÜÇLER
Giriş Tarihi : 27-07-2021 13:16
Güncelleme : 27-07-2021 13:35

Anneme mektuplar (IV)

Biliyorum arayı çok açtım.

Ne söylesen haklısın anne.

En son 12 Nisanda yazmışım.

Aradan neredeyse 4 koca ay geçmiş.

Elim değmedi be anne.

İçimden gelmiyor yazmak.

Yanlış anlama annem, seninle alakası yok.

Yazmaya küskünlüğüm var.

30 sene hiç durmadan yazdım da ne oldu.

Elime ne geçti, kocaman bir hiçten başka.

Bizim Necdet usta (Aydemir) arada bir dürtüyor da öyle yazıyorum.

Zaten ne yazmamızda hayır var ne de okumamızda.

Garip bir toplum olduk vesselam.

Aşılıyım ama…

Sen bunları boş ver oğul, ne var ne yok oralarda dersen, valla ne sen sor, ne ben söyleyeyim anne.

Bindik bir alamete gidiyoruz bir yerlere ama nereye belli değil.

Şu virüs belası yüzünden neredeyse iki yıldır kelle koltukta geziyoruz.

Ne yaptıysak yakamızı bir türlü kurtaramadık.

Bütün dünya şaşırmış vaziyette.

Vakalar azalıyor, hah tamam diyoruz.

Sonra bir bakıyoruz tekrar yükseliyor.

Bir akla muhtaç kaldık.

Biri 18 Nisanda diğeri 20 Mayısta iki aşı oldum.

Hem de bilim insanlarının en güçlüsü dedikleri biontech ile aşılattım kendimi.

Aşılandım diye tedbiri elden bırakmadım tabii ki.

Kafayı üşütmek üzereyiz

Kullandığım sabunun, sirkenin, kolonyanın haddi hesabı yok.

Maske zaten hayatımızın en önemli parçası, adeta giysilerimizden biri oldu.

Aktarda ne kadar şifalı ot varsa hepsini alıyorum.

İçim dışım bitki çayı oldu.

Karnımda bitki bitmezse iyidir bu gidişle.

Buna rağmen ödüm şeyime karışıyor valla anne.

Böyle nereye kadar gider bilmiyorum.

Bu dördüncü mektubu elden getiririm diye düşünmedim değil hani.

Şaka sanma anne, kimin ne olacağı belli değil valla.

Biliyorsun bizim gibi şeker hastaları her zaman topun ağzında.

Şeker misin, bütün hastalıklara hazır olacaksın kardeşim.

Hepsine birden davetiye çıkarıyor bu adı batasıca illet.

Yasakları sorarsan kalktıydı ama onlar da her an geri gelebilirler.

Allah sonumuzu hayır etsin.

Sergi açtım

30 Haziranda Emekliler Evine törenle açılış yaptık.

Orada ben de haber sergisi açtım.

Kedi olalı bir fare tuttum yani.

Törende bir de veciz bir konuşma yaptım ki görmeliydin anne.

Pek çok kişi arayıp tebrik etti.

Güzel konuştun dediler.

Yahu kardeşim, çoğunu kâğıttan okudum, herhalde güzel olur dedim.

Kâğıttan da okuyamayanlar var dediler.

Eh iyi o zaman, öyle diyorsanız öyle olsun dedim ben de.

Sen benim haberlerimi nasıl kesip özenle sakladığımı biliyorsun anne.

Kimi para biriktirir, kimi pul biriktirir, kimi insan, dost, arkadaş biriktirir, ben de gittim, manyak gibi gazete biriktirdim, haber biriktirdim.

Benim ki de iş değil ya neyse.

Kendime “Lan oğlum para veya para edecek bir şeyler biriktirseydin ya” diye çok takılmışımdır.

Oldum olası kafam paraya, akçeli işlere, matematiğe basmaz zaten.

O nedenle hiçbir şeyim yok ya.

Bir sen vardın annem sen de çekip gittin.

5 teşekkür 1 dilek

İçinde anlayana çok önemli mesajlar barındıran, anlamayana sivrisinek saz konuşmamın sonu daha bir dikkat çekiciydi.

Dedim ki;

“Buradan bana bu fırsatı veren başkanımız Cemal Akın’a, rahmetli ustam Şevket Salcı’nın emaneti Belediye Özel Kalem Müdürü Sevgi Salcı’ya, 20 sene önce 5 maceraperest gazeteci Nuh’un gemisini ararken ormanda birlikte kaybolduğumuz belediye basın biriminin değerli personeli eski gazeteci arkadaşım Emircan Sucu’ya, basın birimindeki diğer arkadaşlarla tasarım ve düzenlemede büyük emeği olan Adem arkadaşımıza teşekkür ediyorum. Emekliler evinin hayırlı uğurlu olması ve hizmeti seven başkanımızın Bartın’ımıza milletvekili olarak da hizmet etmesi dileğiyle hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum”

Töreni izleyen topluluktan bazıları son cümleme “İnşallah” diye coşkuyla bağırıp karşılık verirken başkanımız daha ben kürsüden inmeden gülerek “Arif öyle bir niyetim yok, adımı çıkarma benim” diye laf attı.

İstemem yan cebime koy

Valla arkadaş, Bartın Belediye Başkanlığı koltuğuna oturanların gönlünde yatan aslandır milletvekilliği.

Ben bunu bilirim bunu söylerim.

Tabii başkanımız şimdilik “istemem yan cebime koy” durumunda.

Ortada fol (seçim) yok, yumurta (oy) yok.

Rahmetli Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel “doğmamış çocuğa don biçilmez” derdi.

Bütün bunlar bir yana başkanımız daha önce başlayıp ara verdiği köy ziyaretlerine ilginç bir tesadüf sonucu benim bu konuşmamdan sonra yeniden başladı.

İşaret fişeği

O zaman bu konuşma işaret fişeği oldu deyip kendimize pay çıkaralım bari.

Cemal başkan 30 Hazirandan sonra hemen hemen her gün bir köyden fotoğraf ve ses verdi.

Tabii bunda düğünlerin derneklerin etkisi de var ama bunlar bana göre başkanın bir taşla iki kuş vurduğunun resmidir.

Valla arkadaş olur veya olmaz, ben Bartın’da epeydir var olan bir beklentiyi dillendirdim sadece.

Bu beklentinin karşılık bulacağına da inanıyorum.

Bakın buraya yazıyorum.

Beni dedi dersiniz.

Bize sıra gelmez

Oğlum bırak siyaseti, ben siyasetten anlamam, sen bana havaları anlat dersen anne;

Havalar aşırı sıcak.

Nem de cabası.

Mevsim normallerinin üzerindeyiz ve fena halde bunalmış durumdayız.

Geçenlerde “Yahu Necdet usta, şu kadar sıcağa dayanamıyoruz, cehennemde ne yapacağız, işimiz çok kötü” dedim.

Dedi ki “Sen merak etme. Bizim günahlar hafif. Bize varıncaya kadar orası dolar. Bize sıra gelmez”

Hadi dedim Necdet usta, ağzın fal olsun, umarım öyle olur.

Dünyanın çivisi çıktı anne.

Bu sıcaklarda bir yağmur yağdı sorma.

Aniden öyle hızlı yağıyor ki sele gitti yine hem bizim ülkede hem dışarıda birçok şehir.

Küresel ısınma malum.

Belki de daha bunlar iyi günlerimizdir.

Doğayı iyice kirlettik, dengesini çok fena bozduk.

O da bizden hesap soruyor.

Eee, etme bulma dünyası diye boşuna dememişler.

Söz uçar, yazı kalır

Konuşmamda da söyledim anne, “gazeteci arşiviyle konuşur” derler dedim.

Bir başka deyişle “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”

“Ben de bu sergide 1989-2018 arasında 30 yıl süren aktif gazetecilik yaşamımın yaklaşık 15 yıllık bölümünü oluşturan ulusal basında çıkan haberlerimin bir kısmını sergiledim” dedim ve şöyle devam ettim:

“Bu haberlerin önemli bölümü 90’lı yıllara ait. Bartın’ın yakın tarihine ışık tutan bu sergiye isim verecek olursak emekli gazeteci Arif Üçler’le 90’lar diyebiliriz.

Söz uçar yazı kalır derler. Bu sergi de işte bunu gösteriyor. Gazete haberleri şarap gibidir, yıllandıkça değer kazanır. Bunun sebebi zamanla belgeye dönüşmesidir.

Burada sergilenen haberler de belge niteliğindedir. Yıllar sonra, bu günler unutulduğunda çok daha fazla değer kazanacaklardır.

Nasıl biz şimdi Anadolu basınının ulu çınarı, Bartın’ın markası 97 yaşındaki Bartın Gazetesinin eski sayılarını büyük bir merakla inceliyorsak, şimdilik sadece bizi 20-30 yıl öncesine götüren bu küpürler de gelecekte daha büyük önem kazanacaklar”

Hazır karşımda nezih bir topluluk bulmuşken daha çok şeyler söyledim anne.

Buraya özet geçiyorum.

20-30 cilt daha yolda

Ben de arşiv çok.

Şimdi yerelde biriktirdiğim gazeteleri cilt yaptırmanın uğraşısı içindeyim.

Torunların (yeğenlerim) sergide de yanımda olup heyecanıma ortak olan Arkın ve Kayra bana yardım ediyorlar.

Evin bir katını gazetelere tahsis etmiş durumdayım.

Çocuklar maşallah arı gibi çalışıyorlar, gazeteleri gün, ay, yıl sırasına diziyorlar.

En az 20 ciltlik belki de 30 ciltlik iş var.

Matbaacı arkadaşıma söyledim, “getir abi yapalım” dedi.

Safranbolu Gündem, Zonguldak Adalet, Çaycuma Cuma, Bartın Ekspres, Bartın Pusula, Bartın Gazetesi, Bartın’da çıkan pek çok gazete, bölgede çıkan gazeteler, dergiler ve daha neler neler…

Belki bir gün bunları da sergilerim.

Ayrıca elimde çoğu 90’lı yıllara ait karta basılmış binlerce fotoğraf var.

Bunlar da sergilik ve tabii ki de ayrı bir zenginlik.

Büyük ilgi vardı

Açılış sonrası sergimi gezen Belediye Başkanı Cemal Akın, Vali Yardımcısı Abdullah Akdaş, Başsavcı Faruk Kaynak, Kumluca Belediye Başkanı İsmail Can, Hasankadı Belediye Başkanı Şeref Emiroğlu, AK Parti İl Başkanı Turhan Kalaycı, DEVA Partisi İl Başkanı Ali Yıldırım, Emekliler Derneği Başkanı Ali Kalaycı, belediye meclis üyeleri, muhtarlar ve vatandaşlar haberlerimi ilgiyle inceledi.

Bu haberlerin her birinin ayrı bir hikayesi var.

Bunları da katılımcılara kısaca anlatmaya çalıştım.

Sergide yer alan haberlerimin fotoğraflarını belge niyetine çekenler bir hayli fazlaydı.

Onlara da ilgisinden dolayı teşekkür ederim.

Haberlere teşekkür

Esen abi (Aliş) asırlık çınar Bartın Gazetesi’nde Emekliler Evi açılışı haberi ile birlikte sergi haberine de geniş yer verdi.

Yaptığım konuşmanın bir bölümünü de verdi.

Sağolsun, varolsun.

Milliyette ve Sabahta birlikte muhabirlik yaptığımız Ali Faik (Atay) Karabük’ten kalktı geldi.

Onun imzasıyla ertesi günkü Sabahta yer aldık.

Ali Rıza Tığ, Zonguldak Pusula’dan verdi haberimizi.

Necdet usta (Aydemir) Bartın Postası’ndan duyurdu.

Sürekli sarı basın kartı sahibi süper emekli arkadaşımız Turhan da (Öztürk) Bartın Star’da etkinliğimize yer vermeyi ihmal etmedi.

Arkadaşlarımın, dostlarımın hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim.

Mesajlara ve ziyaretlere teşekkür

Ayrıca törene katılarak sergimi gezme nezaketi gösteren Amasra eski Belediye Başkanımız DEVA Partisi İl Başkanı Ali Yıldırım, gazeteci arkadaşlarım Akif Yaman, Bülent Bostancı, Güngör Yavuzaslan ve Hacı Hasan Bulut’a da teşekkür ederim.  

Siyasetçilerden MHP İl Başkanı Ercüment Özçelik ile Merkez İlçe Başkanı Murat Demir’i saymıyorum.

Onlar belediyenin her etkinliğinde varlarsa da biz yine de teşekkürümüzü edelim nezaketen.

10 gün açık kalan sergimi ziyaret eden Eski İl Emniyet Müdürümüz Mesut İnce’ye, mesajla kutlayan müdürlerimizden Kriminal Daire Başkanı Ogün Vural’a, Burhan Gümüş’e, kısa bir süre önce tayin olan emniyet müdürümüz Çetin Bozkuş’a, Isparta’dan telefonla arayan eski müdürlerimizden Zekai Serici’ye ve bütün katılımcılara da ayrı ayrı teşekkür ederim.

Belge aldım, belge verdim

Törende bizim evin (Emekliler Evi) açılışına yaptığım katkıdan dolayı bir de teşekkür belgesi aldım anne.

Ben haber sergisi ile Çetin Asma da Bartın’da Kabotaj Bayramı fotoğrafları sergisi ile Emekliler Evinin açılışına katkıda bulunmamızdan dolayı almaya hak kazandığımız teşekkür belgelerini Başsavcımız Faruk Kaynak verdi.

Sayın Başsavcımıza teşekkür ettim.

Başkanımız Cemal Akın’a az farkla kaybettiği 2007 milletvekilliği seçiminin bir hatırası olarak Zonguldak Adalet Gazetesinin “Cemal Akın özel sayısını” foto blok olarak takdim ettim.

Günün anısına verdiğim bu hediye başkanımızı o yıla götürdü ve duygulandırdı.

Demek ki az farkla kaybettiği o seçim 2009’da kazanacağı Belediye Başkanlığı seçiminin habercisiymiş, işaret fişeğiymiş.

Eeee boşuna demiyorlar her şerde bir hayır vardır diye.

Evi yeniledik

Mayısta Ramazan Bayramı sonrası evi bakıma aldık.

Mantoloma yaptırdık, yaklaşık üç hafta sürdü.

Beton yığınına makyaj yaptık yani anne.

Bir güzel oldu ki görsen sen de beğenirdin.

Mantoloma işini Demir inşaata verdik.

Ustaları taaa Van’dan getirdi.

Adamlar iyi çalışıyorlar, iş beğenmemezlik etmiyorlar.

Bizimkiler gibi nazlı mazlı değiller yani.

Çovani başi dedim şaşırdılar.

1992’de Hakkari Çukurca’da öğrendiğim Kürtçe kelimelerle karşıladım onları.

Bilgi edinmeyi, öğrenmeyi seviyorum.

Dediğim gibi ev pek güzel oldu ama olsa ne olur olmasa ne olur.

Kefenin cebi yok

Dünya malı dünyada kalıyor sonuçta.

Kimse giderken götüremiyor.

Erdem Tabakoğlu’nun programında da söyledim.

Tolstoy’un “İnsan ne ile yaşar” isimli kitabında var bu hikâye.

Köylünün biri herkese toprak dağıtan ağaya ben de istiyorum demiş.

Tamam demiş ağa, üzerinden geçtiğin bütün topraklar senin olacak ama güneş batmadan burada olacaksın.

Köylü onu da alayım bunu da alayım derken akşam olmuş.

Son sürat varış noktasına koşarken nefesi kesilmiş, yere yığılmış.

Ağa onun için mezar hazırlatmış ve demiş ki işte senin toprağın bu kadar.

Hepimizin toprağı işte o mezar yeri kadar.

Gerisi hikâyeyi Osmaniye…

En büyük bayram; sağlık

Bayram demişken sensiz iki bayram daha geçirdik anne.

5 yıldan bu yana elini öpmeye mezarına geliyoruz.

Böyle özel günler sensiz hep buruk, boynu bükük geçiyor.

Aman be anne aslına bakarsan canı sağ olana, hastalığı olmayana her gün bayram.

Bana göre en büyük bayram sağlıktır.

En büyük zenginlik de budur.

Ne yazık ki gençlik gibi elden gitmeden sağlığın da kıymetini bilmiyoruz.

Zor zanaat

Bu arada buralarda, yani fani dünyamızda, basından sansürün kaldırılışının yıldönümü diye basın bayramı olarak kutlanan bir 24 Temmuzu daha geride bıraktık.

Basına bayram da ne ki, basının bayram yapacak hali mi var ki dersen anne ben de vallahi yerden göğe kadar haklısın derim. .

Gazeteler okunmuyor, tirajlar yerlerde sürünüyor.

İnandırıcılık, güvenilirlik iyice azalmış durumda.

İtibar, saygınlık, sevgi fena halde erozyona uğramış.

Haberin değil paranın, kamu yararının ve toplum menfaatinin değil şahsi çıkar ve menfaatlerinin peşinde olanlar, koşanlar ne yazık ki bu mesleği bu hale getirdi.

Parayla işi olmayan, ona buna yamanmayan ve gerçek anlamda işini yapmaya çalışan gazeteciler ise ağır ekonomik ve siyasi baskılara maruz kalıyor.

Bir eleştir, bir diklen, bir o öyle olmaz böyle olur de bakalım ne oluyor halin.

Hemen şucu-bucu-bilmem neci diye adamın arkasına tenekeyi bağlayıveriyorlar.

Böyle bir iklimde hadi gel de gazetecilik yap.

Sansür kalkmadı

Oğlum senin çok gazete küpürün vardı, belediyenin panoları onları sergilemeye yetmez ki dediğini duyar gibiyim.

Yetmedi zaten anne.

Özel Kalem Müdürü Sevgi Salcı çoğunu elediği gibi seçtiklerinin bir kısmını da sonradan eledi.

Sansürün sansürünü yaptı yani.

Ulusal basında çıkan haberlerimin 10’da birini anca sergileyebildik.

Sevgi’ye “bana bak, adın bundan sonra sansürcü başına çıkarsa benden bilme” diye şaka yollu takıldım gülerek.

Aslında o da haklı.

Öyle faullü, ofsaytlık haberler var ki adam beni niye oraya koydunuz, bu haberi hatırlatacak ne vardı şimdi diye kendisine veya başkana tepki gösterebilir, tartışma çıkabilirdi.

Bunların içinde halen daha siyaset sahnesinde olanlar var.

Böyleleri hem suçlu hem güçlü olurlar.

Kırdıkları ceviz kırkı geçmiştir ama sütte leke vardır onlarda yoktur.

Ah anne ah ben nelerini gördüm.

Belki bir gün kişisel bir sergiyle veya kitapla hepsini sergilerim.

Abonesiyim

Kitap demişken;

Bir kitapta ne ararsınız?

Sizi bilmem ama ben önce akıcı bir dil ararım.

Sonra beni sürüklemesini, heyecanlandırmasını isterim.

Bir sonraki cümlede, sayfada acaba ne olacak diye meraklanmak isterim.

Ve tabii ki bilgilendirmesini, bana fikir vermesini, bir şeyler öğretmesini isterim.

Öyle ya okumaksak öğrenemeyiz, bilgi edinemeyiz.

Öğrenemezsek, bilgi edinemezsek bilemeyiz.

Bilgi sahibi olamazsak fikir sahibi olamayız.

Demek ki neymiş?

Okumamız gerekiyormuş.

Ben ne bulursa, (dergi, gazete, kitap, takvim yaprağı…) okumaya çalışanlardanım.

Ama benim bu gayretimi bazı yazarlar boşa çıkarıyorlar.

Aktarları ve kitabevlerini çok severim.

İkisinin de abonesiyim.

İkisine de girdiğim zaman gördüğüm her şeyi alasım gelir.

Ne alaka demeyin, ikisi de sağlığa iyi geliyor.

Okumak lazım

Müdavimi olduğum kitabevi Azim Kitabevidir.

Her ay mutlaka bir-iki kitap almaya çalışırım.

Bu bazen dördü-beşi bulur.

Ne yapalım benim mütevazi emekli maaşıyla bu kadar oluyor.

Maaşım yeterli olsa her ay 10 tane alırdım diye düşünüyorum.

O günleri de görürüz inşallah.

Rahmetli Erbakan olsaydı maaşım buna yeterdi herhalde.

Ne herhaldesi, kesin yeterdi.

Bunlar onun öğrencileri ama ondan hiçbir şey öğrenmemişler belli ki.

Emeklilerin haline bakın.

12 milyonun en az yarısı perişan bir vaziyette.

Milletvekilimiz Yılmaz Tunç bu sitemimi duyarsa “Alım gücünü yükselttik, bizden önce şunlar-şunlar alınıyordu, şimdi bunlar-bunlar alınıyor” diyecektir.

Biz de Sayın Tunç “herhalde başka bir ülkede yaşıyor” diye düşüneceğiz.

Konuyu dağıtmadan hemen toparlayacak olursam okumaya olan gayretimi boşa çıkaran yazarlar var demiştim ya bazıları öyle ki 10-15 sayfadan ileri gideremezler adamı.

Zorlasam, ıkınsam sıkınsam 50’yi 100’ü anca bulurum da yine de tamamlayamam.

Merak edip de aldığım ve böyle bir kenara attığım çok kitap var.

Şafak Oteli

Kubilay Çak’ın kitabı bunlardan değil.

Çak kim dersen anne, bu arkadaş sosyal medyadan ülke ve yöre sorunları ile ilgili paylaşımlarda bulunuyor,

Önemli konuları tartışmaya açıyor, sorgulatıyor, fikir fırtınası estiriyor, toplumun dikkatini memleket meselelerine çekip zihnini canlı tutmaya çalışıyor.

Sosyal medyada güzel, önemli yazıları var.

Baktım kitabı da öyle.

Akıcı bir dili var.

Hiç sıkılmadım okurken.

Aksine meraklandım, keyif aldım.

Beni aldı götürdü.

Gizemli, sürükleyici ve bilgilendirici bir kitap Şafak Oteli.

İlk denemesi olmasına rağmen oldukça başarılı.

Okurken aklıma Nazım Hikmet’in lise yıllarında okuduğum İvan İvanoviç var mıydı yok muydu isimli kitabı geldi.

Bir de Puşkin’in Rusya’da okullarda da okutulan Yevgeni Onegin isimli şiir kitabı.

Çağrışım yaptı, aklıma düştü işte, ne bileyim.

Ben öyle her kitabı beğenmem.

Çak’ın Şafak Oteli’ni beğendiğimi söylemeliyim.

Tavsiye ederim.

Alın okuyun.

Sohbet ettik

Kendisiyle ilgili biraz daha bilgi verecek olursam;

Merkeze bağlı Çiftlik köyünde doğan Kubilay Çak, Bartın Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdikten sonra Rusya’da iş hayatına atılmış.

Başta Rusya olmak üzere Kazakistan, Türkmenistan, Ürdün ve Katar’da inşaat projelerinde orta ve üst düzeyde yöneticilik yapmış.

Sektöre gireli 30 yıl olmuş ve halen daha bu işle iştigal ediyor.

Kurban Bayramı’nda buradaydı.

Kısa ziyaretinde 3 ayrı günde 3 kez buluşup sohbet etme imkânı buldum.

İlk sohbetimizi Bülent Göçmen ve Mithat Oral, ikincisini Yaşar Cengiz Alpan’ın da bulunduğu bir ortamda, üçüncü görüşmeyi ise Yalı’da çay bahçesinde baş başa yaptık.

Basından, siyasetten, ekonomiden, yazdığı kitaptan, yazmayı düşündüklerinden, Bartın’dan, Rusya’dan, Orhan abiden (Kumaş) pek çok şey konuştuk.

Arada Rusça’da konuştuk.

Keyifli sohbetler yaptık.

Orhan abinin rahle-i tedrisatı

Kubilay Çak’la ortak yanlarımız var.

Onlardan biri Orhan Kumaş.

O 1981 sonrası, ben 1985 sonrası, Avukat Orhan Kumaş’ın bürosunda yollarımız kesişmiş.

Lise sonrası askere veya üniversiteye gidinceye kadar ikimiz de orada çalıştık değişik zamanlarda.

Orhan abinin rahle-i tedrisatından geçtik yani.

Sadece biz değil, Ayhan Gökdeniz ile Ziraat Bankası’ndan emekli Atilla abi de var bu tedrisattan geçen

Her birimiz oradan yarım avukat olup çıkmışızdır herhalde.

Hukuk bir yana Orhan abiden hayata dair pek çok şey öğrenmişizdir.

Bartın’dan İstanbul’a gitti Orhan abi.

Orada da uzun süre avukatlık yaptıktan sonra bir süre önce emekli oldu.

Halen daha görüşüyoruz, birbirimizi arayıp hal hatır soruyoruz.

Orhan abinin bürosundan Siyasal Bilgiler Fakültesine, oradan da Rusya’ya giden Kubilay Çak’a gelince;

30 yıldır yurtdışında şirket yönetiminde bulunduğuna göre onun da Orhan abi gibi işinde başarılı olduğunu söylememe gerek yoktur herhalde.

Şimdi yazarlığa da başarılı bir başlangıç yaptı.

2015’te CHP’den Bartın Milletvekili aday adayı olmuştu.

Siyaseti de başarmasını, orada da amacına ulaşmasını dileyelim.

Umarım memlekete hizmet etme isteği karşılık bulur.

Eller aya biz yaya

Laf okumaktan açılmışken geçenlerde televizyonda bir profesör anlattı.

Eski Yugoslavya’ya yaptığı bir ziyarette meslektaşlarına sormuş, üniversitede kaç kitap (roman) okuduğunuz diye.

Bir sömestrde 6-7 cevabını almış.

Bir eğitim yılında demek ki 12 kitap olsa, mezun oluncaya kadar 4 yılda 48-50 kitap eder.

Rakama bakar mısınız?

Üstelik bu zorunlu imiş ve okudukları kitaplardan imtihan oluyorlarmış.

Bu adamlar öyle profesör, aydın olmuşlar.

Bizde var mı böyle bir şart.

Yok efendim, ne gezeeeeerrrr.

Bir şey daha söyledi o profesör.

Dedi ki başta İngiltere olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde ilkokuldan mezun olabilmek için belli sayıda kelime bilmek gerekiyormuş.

Bu şart ortaokulda ve lisede de varmış.

Yoksa mezun olamıyormuşsunuz.

Okuma aşısı

Hadi buyurun.

Çekinmeyin, çekinmeyin, buyurun, buyurun.

Buyurun buradan yakın.

Bizde var mı abi böyle bir şart.

Yok efendim, ne gezeeeeerrrr.

Onun için eller aya biz yaya diyoruz ya.

Keşke okumanın aşısı da bulunsa ve yapılsa bütün topluma korona aşısı gibi.

Aslında böyle bir aşı var da biz farkında değiliz.

Çocuk anneyi babayı taklit edeceğine göre büyükler her gün evde cep telefonu ile oynamak, internette gezinmek yerine kitap-gazete okusa ve çocuklara böyle örnek olsa belki de sorun çözülecek.

İşte size aşı.

Okuma aşısı.

Haydi büyükler aşıya, çocukları aşılamaya…

Erdem Tabakoğlu ile yüz yüze

30 yıl gazetecilik yaptım ama mikrofonun hiç bu tarafında olmadım hep diğer tarafında oldum.

Emekliler Evinin açılışında ilk kez bir törende bir topluluğa hitap ettim.

Heyecan vericiydi ama nedense heyecanlanmadım.

Erdem Tabakoğlu’nun Yüz Yüze isimli programı ile de 1995’ten sonra ilk kez kamera karşısındaydım.

95’te Bartın Televizyonu’nda Köksal Toptan ile “Seçim 95” programına çıkmıştık.

Vali Yavuz Erkmen ile de yıl sonu değerlendirmesine çıktığımız bir program vardı ayrıca.

Aradan neredeyse 30 sene geçmiş.

Mikrofon ve kamera, alışkanlığı olanlar için çocuk oyuncağıdır.

Bu alışkanlığa sahip olmayanlar için ise bu zordur.

Erdem kardeşimle yaptığımız program 1,5 saat civarındaydı.

Başlarken “konuşmayı değil daha çok yazmayı seven bir gazeteci olduğumu” söylemiştim.

İyi ki de öyleymişim.

Bir de konuşmayı sevseymişim herhalde program bitmek bilmezdi herhalde.

Sempatik genç kardeşim Erdem soruları sorarken benim gibi eskilerden olan Rıdvan arkadaşımız da bizi kameraya aldı. Onlara da ilgilerinden dolayı teşekkürlerimle.

Parayla haber yapmasınlar

Ne mi konuştuk?

Tabii ki gazetecilik konuştuk.

Neden ve nasıl gazeteci olduğumdan nerede başladığıma, nerelerde çalıştığıma ve 1989’dan 2018’e emekli oluncaya kadar neler yaşadığıma varıncaya kadar dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım.

Program internette Erdem Tabakoğlu ile Yüz Yüze’de ve youtube’da var.

Ne anlattığımı ve vurguladığımı özetle anlatacak olursam; 

Gazeteciler akçeli işlere girmesin.

Parayla haber yapmasınlar.

Patronlarından başka kimseden para almasınlar.

Aksi takdirde para aldıkları kişilere bağımlı olurlar.

O zaman bağımsız olamazlar

Kullanışlı gazeteci olurlar. .

Bazı insanlar gazeteci kullanmayı sever.

Onların oyuncağı olmasınlar.

Bazıları buna piar miar yani reklam haber diyerek kılıf uydurmaya çalışırlar.

Haberin piarı miarı olmaz kardeşim.

Haberi haber gibi, reklamı reklam gibi, aboneyi abone gibi yapmak gerekir.

Para gazeteciyi, gazeteciliği bozar.

Parayla haber yapılmaz.

Kes-kopyala-yapıştır

Yerel basında en büyük eksiklik köşe yazısı. Düzenli yazılmıyor. Yazı günü kuralına uyulmuyor.

Bazıları da intihal yapıyor, başkasının yazısını alıp kendininmiş gibi kullanıyor.

Bir de arkadaşlar (özellikle günlük) çok fazla kes-kopyala-yapıştır yapıyor.

Diyelim ki bir etkinliğe gidildi.

Muhabirler aralarında görev paylaşımı (!) yapıyor.

A gazetesinin elemanı teybi çözüyor, haberi hazırlıyor, diğerlerine gönderiyor.

Ertesi gün bütün gazetelerde noktasına virgülüne kadar aynı yazı, aynı haber, aynı fotoğraflar.

Günlük gazeteler adeta birbirinin kopyası.

Birini al hepsini oku. .

Öncelikli amaç gazetecilik yapmak mı, resmi ilan almak mı sorusunun cevabı ortada işte.

Valla ben Kontrol Kurulu olsam sırf bu yüzden ilan keserim.

Gazete sahiplerine de derim ki ya gazetecilik yapın, ya da gidin başka bir iş yapın.

Kompozisyon gibi

Tükçeye önem verilmiyor.

Düzgün cümle kurmaya, çarpıcı başlık atmaya, okunur ve anlaşılır olmaya özen gösterilmiyor.

Haberi kompozisyon (giriş, gelişme, sonuç) gibi yazmak lazım.

Valla ben cümleleri evirir-çevirir, haberle alt alta üst üste gelir, adeta sevişirdim, yazıyı kendim beğeninceye kadar uğraşırdım.

Gazeteci önce kendisi beğenecek.

Benim beğenmediğimi okur neden beğensin.

Empati olayı yani.

Kendini okurun yerine koymak.

Biz yazı satıyoruz.

Yazımız iyi olmak zorunda.

Gazeteci bilgili olacak.

Bunun için okuyacak.

Kitap gazete, ne bulursa okuyacak.

Okuyup önce bilgi sonra fikir sahibi olacak.

Kelime haznesi geniş olacak.

Aynı cümleleri kurmayacak.

Kendini aldığı yetkiden çok sorumlu hissedecek.

Tirajlar, okuma oranları çok düşük.

Ve bu ortamda gazetecilikten söz ediyoruz.

Anılar, anılar…

Programda bazı anılarımı da paylaştım.

Bölücü örgüt elebaşısı Öcalan’ı idama mahkum eden dönemin Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanı Hakim Turgut Okyay, eski milletvekilimiz, bakanımız Hasan Akyol, rahmetli işadamı-siyasetçi Nurettin Bayrak ile ilgili anılarımı anlatma fırsatı buldum.

Tabii laf lafı açtıkça girdik anılara.

Köksal Toptan telefonu neden yüzüme kapattı, Nuh’un gemisini ararken ormanda nasıl kaybolduk, bu ve diğerlerini de başka bir programda anlatırım dedim.

Ben de arşiv de çok anı da çok.

Erdem Tabakoğlu anılarla ilgili özel program yapalım, bunun da sözünü almış olayım deyince sonbahara anlaştık.

Programdan sonra Köksal Toptan telefonu yüzüne neden kapattı diye soran çok oldu.

Ben bunu daha önce yazı konusu da yapmıştım.

Köksal Bey, telefon hadisesinden sonra değişik tarihlerde neden 3 kere teşekkür telefonu açtı.

Bunları da programa saklayayım.

Kaçan fırsatlar

Bartın gibi küçük bir çevrede gazetecilik yapmanın zorluklarını, muhabirlik dönemlerimizde yaşadığımıza sıkıntıları, haberleri daktiloda yazıp otobüsle gönderdiğimiz yılları, İstanbul’da gazetecilik yapma konusunda önüme çıkan bazı fırsatları da konuştuk.

En iyi patronda birinci sıraya Sadi Çınçın’ı koyarak patronlarımı da anlattım programda.

Patronlarıma yazdığım kıdem tazminatı şiirimi de anılar programına sakladık.

Küs olduğunuz kişiler var mı diye sordu Erdem kardeşim.

Küskünlüğün, kin ve nefretin iyi bir şey olmadığını anlattım.

Küslük demişken;

Hadi bizim gibi sade vatandaşlar neyse de siyasetçilerin halka küsme gibi lüksleri hiç yok be kardeşim.

Siyasette halka küsülmez.

Rahmetli Demirel’in lafıdır bu.

Ve Köksal Toptan’dan da duymuşluğum vardır.

Siyasetin küskünleri

Tanıdığım bir siyasetçi kendisine oy vermeyenlere, seçimde rakibine çalışanlara küskün.

Hem de öyle böyle değil, fena halde.

Ona göre kendisine oy vermeyenler, rakibine çalışanlar hem aldığı acı yenilginin hem de seçimde harcadığı-kaybettiği bir çanta paranın sorumlusu.

Siyaset insan kazanma sanatıdır ama bu arkadaş insan kaybetme sanatı olarak biliyor, yanlış biliyor.

Ben olsam şöyle düşünürdüm;

Aldığım oylar seçimi kazanmama yetmemiş, bir sonraki seçimde kazanmak için demek ki alamadığım oyları da almak zorundayım.

Ama bu arkadaş eksikliği, hatayı, kabahati kendinde arayacak yerde başkalarında arıyor.

İşin kolayına kaçıyor yani.

Yanlış yoldasın, doğrusu budur diyenlere de “seni ilgilendirmez” diyor.

Cemal Akın’dan al dersi

 Yahu bu düşüncedeki insanlar o kadar cahil ki Cemal Akın gibi çarpıcı bir örnek var gözlerinin önünde onu bile görmüyorlar.

Akın 7-8 kere seçim kaybetti, ondan sonra ancak kazanabildi.

Nasıl kazandı?

Her kaybettiği seçimden ders çıkardı, daha çok çalıştı.

Kendisine oy vermeyenlere asla küsmedi.

Aksine onların oylarını almaya çalıştı ve sonunda aldı.

Herkesi kucakladı.

Hep halkla iç içe oldu.

İnsanları hiç kategorize etmedi.

Ortak akla önem verdi.

İnsanlara “hangi partidensin, kimsin, kimlerdensin” diye sormadı, önerilere, eleştirilere mümkün mertebe her zaman açık oldu, “seni ilgilendirmez, sen de kim oluyorsun, benim işime karışma” demedi,

Kendisinden yardım isteyen herkesin işini görmeye çalıştı.

Allah akıl fikir versin

Siyasetle uğraşanlar her zaman halkla iç içe olmalı.

İnsanları samimi, candan kucaklamalı, ilgisini hiç eksik etmemeli.

Öyle seçimden seçime ortaya çıkanlara, yapmacık, sahte sevgi gösterilerinde bulunanlara halk inanmıyor, prim vermiyor, oy vermiyor.

Özellikle yerelde kimse projesine güvenmesin.

İktidarda olmak da avantaj sağlamaz.

Önce halka yakın olmayı bileceksiniz, “İçinizden biriyim” mesajını güçlü ve inandırıcı bir şekilde vereceksiniz.

Seçmen önce buna bakar, projeymiş, iktidarmış, başka şeylermiş, falanmış, filanmış, bunlar sonra gelir.

Cemal Akın siyasetin insan kazanma sanatı olduğunun güzel bir örneğidir.

Okullarda ders olarak okutulması, tezlere konu olması gereken bir örnektir.

Burada yazı konusu ettiğim kendini beğenmiş arkadaşa gelince “o ve onun gibilere Allah akıl fikir versin”, ne diyeyim.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Beşiktaş614
  • 2Hatayspor613
  • 3Trabzonspor513
  • 4Altay612
  • 5Fatih Karagümrük611
  • 6Konyaspor511
  • 7Fenerbahçe510
  • 8Kayserispor610
  • 9Alanyaspor59
  • 10Gaziantep FK68
  • 11Galatasaray68
  • 12Sivasspor66
  • 13Adana Demirspor66
  • 14Yeni Malatyaspor66
  • 15Kasımpaşa55
  • 16Göztepe65
  • 17Antalyaspor65
  • 18Başakşehir FK63
  • 19Giresunspor51
  • 20Çaykur Rizespor61
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA