Advert
Arif ÜÇLER
Arif ÜÇLER
Giriş Tarihi : 10-01-2021 12:57

USULSÜZLÜK

Bartın Gazetesi son sayısını “Özel İdare ile belediye Sayıştay’a takıldı” manşetiyle çıktı.

Bu önemli haberde, 2017-19 yılları arasında yapılan 97 ihaleden 75’inin usulsüz bulunduğu yazıyor.

Haberin Cumhuriyet Gazetesi’nde de yer aldığı bilgisi verilirken 26 milyon 405 bin liralık alımın ihalesiz, pazarlık usulü ile yapıldığı belirtiliyor.

Kurumlarımızın adının usulsüzlükle yan yana gelmesi, anılması hiç hoş değil.

Daha önce de geçen haziranda belediyenin muhasebesinde bir usulsüzlük vuku bulmuştu.

Çok geçmedi üstüne şimdi Sayıştay raporu çıktı.

Böyle şeyler kafa karıştırıyor.

İster istemez insanların kafasında “adı geçen kurumlarımız kötü mü yönetiliyor?” düşüncesi oluşuyor.

Buna meydan vermemek lazım.

Başkan Cemal Akın konuya belediye açısından açıklık getirirse iyi olur.

Tabii ki Özel İdare adına da genel sekreter Metin Çetin’den açıklama beklenmesi eşyanın tabiatına uygundur!

PARTİZANLIK

Muhabirlik yaptığım 90’lı yıllar koalisyon dönemleri idi.

İki veya üç parti bir araya gelir, hükümet kurardı.

Hükümetlerin uygulamaları muhalefet tarafından “partizanlık yapıldığı” iddiasıyla sık sık eleştiri konusu olur, tepki çekerdi.

İktidardakiler kendi partilerinin belediyelerine karşılıksız hazine yardımı adı altında bol keseden para verirken muhalefet bu hibelerden yararlanamaz, bir güzel avucunu yalar, üç beş kuruşla yetinmek zorunda kalırdı.

Aynı şeyler sıra projeleri desteklemeye gelince de kendini gösterirdi.

Eee biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar derler.

Buna reaksiyon gösterilmez de neye gösterilir ki.

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak dedilerse de bugün de benzeri uygulamaları görmek mümkün.

Eğer Sayıştay CHP’li bir belediyeye usulsüzlük raporu yazsaydı, anında tepesine binerler, iciğini ciciğini çıkarırlar ve çoktan kafasına çorap örerlerdi.

İktidar partisi ve destekçisiyseniz her türlü olumsuzluktan muaf olursunuz.

Değilseniz partizanlığa hazır olun.

Eskiden de böyleydi, şimdi de böyle.

Ördeğin ömrü vak vakla geçermiş.

Bizimki de ah vahla geçiyor.

Böyle gelmiş böyle gidiyor.

SUSUZLUK

Belediye Başkanları altyapıya para harcamak istemezler.

Sebebi de bu hizmetin görünmemesidir.

O nedenle üstyapı çalışması daha çoktur.

Bir başka deyişle parayı makyaja harcarlar ve şehrimizi güzelleştiriyoruz derler.

Oysa asıl para harcanması gereken yer altyapıdır.

İşte su.

Belediye hoparlöründen temmuzdan bu yana tasarruf çağrısı yapılıyor.

Mesele ne?

Ne olmuş suya?

İnek içti.

İnek nerde?

Dağa kaçtı.

Dağ nerde?

Yandı bitti kül oldu demeyeceğim merak etmeyin.

Yağışların yetersiz olması gibi bir derdimiz var.

Bu da yeni bir şey değil.

Kuraklık birdenbire aniden başlamadı.

Küresel ısınma malum.

Pandemi su tüketimini artırınca kaynaklar daha çabuk tükendi.

 Kayıp kaçak

Peki, vatandaşlardan suyu tasarruflu kullanmalarını isteyen belediye su tasarrufunun neresinde?

Kavşak suyu ve Ulupınar isale hattı çok eski ve iyice yıpranmış olduğundan sık sık patlayıp arıza çıkarıyor.

Tahminimce kayda değer bir kayıp kaçağımız var.

Belediye her patlakta boru değiştiriyor ve böylece hat parça-parça yenilenmiş oluyor.

Baraj sahasında kalan bölümü de DSİ yenilemişti.

Boruları değiştirip yenilemek için arıza çıkmasını beklemek yerine her iki su hattını da baştan aşağıya yenilesek daha iyi olmaz mı?

Bir de güzergâhın yeterince güvenli olmaması gibi bir sorunumuz var.

Ağır tonajlı kamyonlar geçerken bile patlaklar olabiliyor.

Su hattını sil baştan yenileyip güzergâhı da daha güvenli hale getirdik mi ortada ne kayıp kalır ne de kaçak.

Alın size su tasarrufu.

Hem de en âlâsından.

Üstelik hattın bir kısmında kaldı diye bildiğimiz kanserojen asbestli borulardan da tamamen kurtulmuş oluruz.

Aynı şekilde kanalizasyon hattı da su hatlarımız gibi komple ele alınmaya ve yenilenmeye muhtaç

Şahsen ben belediye başkanı olsaydım ilk işim bunları yapmak olurdu.

Paraları üstyapıya, dekora, makyaja, yap-bozlara harcayacağımıza altyapıda su ve kanalizasyon hatlarının yenilenmesine harcasaydık bugün daha iyi bir konumda olurduk.

TUZAK

Can sıkıntısına cep telefonumun orasını burasını karıştırırken elim gayri ihtiyari “kim aramış servisi”ne dokundu.

Anında hayırlı olsun mesajı geldi, bu hizmeti bir ay boyunca 3 lira 99 kuruş karşılığı kullanacakmışım.

Hemen mesaj atıp iptalini istedim.

Yetinmedim Turkcell’i aradım.

Karşıma çıkan hanımefendi, “abone olmuşsunuz, hattınıza tanımlanmış, onaylanmış, iptaliniz ancak bir ay sonra işleme girecek” der demez nevrim döndü.

“Ama ben şu ana kadar kullanmadığım ve bundan sonra da kullanmak istemediğim ve de hemen iptalini istediğim bir hizmetten ötürü neden size boşu boşuna para vereyim ki, parayı sokaktan mı topluyoruz” dedim

Soyulduğumu hissettim.

Resmen cebimden benim rızam olmadan 3 lira 99 kuruş alınıyordu.

Diyeceksiniz ki bu kadarcık para için bu kadar laf etmeye değer mi?

Sinek küçük mide bulandırıyor.

Kazık kazıktır, küçüğü büyüğü olmaz.

Hem önemli olan para değil ki.

Resmen enayi yerine koyuluyorsunuz.

İnsanın ağırına giden bu oluyor.

Dokunmayın yanarsınız

Velev ki buraya tesadüfen, istemsiz bir şekilde değil de, isteyerek yani bu hizmeti almak amaçlı dokundum.

Ve sonra hemen anında vazgeçip iptal ettirme imkânım neden olmasın ki?

Ve buraya dokunursanız abone olursunuz uyarısı da olması gerekmez mi?

Benim gibi kim bilir kaç kişi bu şekilde yaş tahtaya basıyor.

Bu durumda elde edilen geliri varın hesap edin.

Ve kim bilir böyle daha kaç tane alengirli (hile, düzen, tuzak) bölüm-servis var hatlarımızda.

Komşumuzla bu konuyu konuşurken “abi benim telefonum dokunmatik değil, bir yere basmam mümkün olmadığı gibi böyle bir isteğim de olmadığı halde hava durumu için ayda 10 liradan 6 ay boyunca 60 lira ödedim” dedi.

Adam hava durumuna neden para versin, televizyonda bedava var zaten.

Ben kim aramışa neden para vereyim, kim atamışsa aramış, arayan bir daha arar.

Arayan bulur diye boşuna mı demişler.

Bunun için neden telefoncuya para vereyim.

Necdet Aydemir’in de bir tanıdığı bu yüzden 150 lira ödemek zorunda kalmış.

Vela havle vela kuvvet

İnsanın ister istemez “Yolunacak kaz, sağılacak inek miyiz?” diyeceği geliyor.

Bakın asgari ücret ve emekli zammı sonrası başta gıda maddeleri olmak üzere birçok ürüne de hemen zam geldi.

Zamlar cebimize girmeden eridi gitti.

Herkes bir yol tutturmuş gidiyor.

Gelen vuruyor, giden vuruyor.

Olan vatandaşa oluyor.

Yazık günah!

OLMAK YA DA OLMAMAK

Yıl 1992.

Hakkari Çukurca’dayım.

Terörle mücadele ediyoruz.

Neredeyse her gün karakol baskını, çatışma ve şehit var.

Doğu ve Güneydoğu’nun kan gölü olduğu bir dönem.

Kuzey Irak sınırında sıfır noktasında eller tetikte gece yaprak kımıldasa ateş açılan zamanlar.

Uykusuz gecelerin sabahında derin bir ohhh çekip hayatta olmanın mutluluğunu yaşardık.

2,5 yıl kaldığım Üzümlü karakolu zaten saldırıya uğramış, sabaha karşı 05.00’ten yer-yer 10.00’ a kadar süren çatışmalarda 14 arkadaşımızı şehit vermiştik.

Bir ayı Köprülü, 4,5 ayı Çığlı karakolunda olmak üzere oradaki 8 ayım böyle geçti.

Eve döndüğümde rahmetli annemin saçları bembeyazdı.

Yıl 2021.

Bu kez virüs terörü var ve onunla mücadele ediyoruz

Bütün dünya, bütün insanlık bir yıldır çok büyük tehdit ve tehlike altında.

Vakaların ve ölümlerin önü bir türlü alınamadı.

Perişan olmayan ülke kalmadı.

Şu ana kadar 90 milyona yakın insan hastanelik oldu, ölümler de 2 milyona dayandı.

Virüs belasından sonra aynı duyguları tekrar yaşıyorum.

Sabaha derin nefes alıp ohhh diyerek sağlıklı ve tek parça uyanmak kadar büyük bir mutluluk olmadığını da bu vesile ile bir kez daha öğrenmiş bulunmaktayız.

Kim bilir belki de bunlar iyi günlerimizdir.

Sonumuz hayır olsun.

KUYUMCU TERAZİSİ

Asgari ücret 2 bin 825 lira 90 kuruş oldu.

Dikkat buyurun, 90 kuruşu bile var

Büyüklerimiz sağolsunlar varolsunlar o kadar düşünceliler ki kuyumcu terazisiyle tartıp ölçüp biçiyorlar.

Asgari ücretliye o kadar hassaslar yani.

Sadece asgari ücretli değil tabii, emekli için de çok hassas değerli büyüklerimiz.

Emekliye yüzde 8.37 zam verdiler.

Dikkat ederseniz bu da küsuratlı.

Çok ince bir hesap söz konusu yani.

Bir de bu zamları belirleyen enflasyon oranı var ki o da bambaşka bir hassasiyetle ölçülüp biçiliyor.

Bu kadar hassasiyet ve incelikten sonra durum nedir derseniz?

Durumumuz kel değerli okurlarımız.

Önce enflasyonu yaşıyoruz sonra güya telafi için zam alıyoruz.

Ama yapılana telafi demek çok zor.

Bunun adı olsa olsa teleftir, aradan çıkmaktır, yok olmaktır!

 HİSAR, ZEYTİN, KAMKAT

 Ne kadar emekli olup da gazetecilikten elimi ayağımı çeksem de her şeye haber gözüyle bakma alışkanlığım bir türlü kaybolmuyor.

O nedenle Güzelcehisar’a her gidişimden (Yusuf Aldatmaz sağolsun) kucak dolusu yaprak ve biraz da meyve ile dönerken yanında mutlaka bir de haber oluyor.

Zeytin yaprağı haberini “Virüsün ilacı bulunamayınca vatandaşlar çareyi şifalı bitkilerde aramaya başladı” ve “Zeytin yaprağı kıymete bindi” başlıkları ile son sayısında Bartın Gazetesi de kullandı.

Bartın Postası’nda da “Dalları bastı para” başlığıyla çıkmıştı.

Zeytin deyince aklıma hep “zeytin yağlı yiyemem aman basma da fistan giyemem aman” türküsü gelir.

Şamil Karakaş (selam olsun değerli hocamıza), Bartın Lisesi’nde müzik öğretmenimizdi.

Eski binada (ek bina) ikinci kattaki müzik sınıfında piyanonun başına geçer, bize bu güzel eserin de aralarında bulunduğu pek çok şarkı-türkü söyletirdi.

Biliyorsunuz zeytinin meyvesi ve yağı oldukça değerli.

Hipokrat bile kulanmış

Yaprağı da değerliymiş haberimiz yokmuş.

Bunu da koronavirüs illeti vesilesi ile şimdi anladık.

Dünyayı sarsan bu virüse karşı etkili şifalı otlar arasına zeytin yaprağı da girince biz de soluğu Güzelcehisar’da Yusuf Aldatmaz’ın bahçesinde aldık.

Aldatmaz’ın buradaki iki ayrı bahçesinde 200’den fazla zeytin ağacı var.

Nar, mandalina, portakal, turunç, kamkat ve limon gibi narenciye ürünlerini saymıyorum zaten.

Güzelcehisar’a Allah vermiş.

Ne ekersen, ne dikersen oluyor.

Buranın halkı da boş durmuyor, toprağın hakkını veriyor.

Sahildeki bu güzel köyümüze ne zaman gitsek insanlar tarlada, bahçede tarımla uğraşıyorlar.

Helal olsun valla.

Hem helal olsun hem örnek olsun.

YAPRAK

Bartın Postası’nda elimde kocaman bir yaprak demetiyle fotoğrafım çıktı.

Altına “Kız istemede son moda; Çiçek buketi yerine şifalı yapraklar demeti” diye yazmışlar.

Telefonum susmak bilmedi.

“Hayırlı olsun. Sonunda şeytanın bacağını kırdın galiba. Durdun durdun turnayı gözünden vurdun diyelim mi?” diyenlere nasip kısmet cevabını verdim.

Öyle ya rahmetli annem nasipsiz dayak bile yenmez oğlum derdi.

Kız kim, adı ne, kimin nesi, kimin fesi diye soranlara adı Afet, doğal afet, hem de en doğalından, adı gibi kendisi de afet dedim.

Şaka bir yana da şu koronavirüs ortamında eğer kız istemeye gidecek olsam çiçekle değil de kucak dolusu şifalı yaprakla giderdim.

Meyvelerin çekirdekleri, kabukları, kendileri nasıl birçok fayda sağlıyorsa yaprakları neden sağlamasın?

Gidin bakın aktara her meyvenin kurutulmuş yaprağı var.

Her biri birbirinden şifalı bu yaprakları kurutup çay yapıp içerek bağışıklığı ayakta tutup şifa bulmak mümkün.

Bu günlerde herhalde bundan daha iyi, daha sağlıklı bir kız isteme şekli olmaz.

DAYIM ANNEME GİTTİ

 “Anneme açık mektup” başlıklı bir önceki yazımda “Dayımın üzerine kamyon devrildi” bölümünde büyük dayım Nevzat Güzoğlu’ndan şöyle bahsetmiştim;

“Nevzat dayım da benim gibi ıskartaya çıktı.

Bir sürü felaket yaşadı.

Üzerine kamyon devrildi, bacakları, kaburgaları kırıldı, ölümden döndü.

Ondan önce kalp ameliyatı olmuş, kalbine pil takmışlardı.

Zaten şekeri de var.

Ciğerden de birkaç defa tedavi gördü.

Tabii bunlar gençlikte vücudu hor kullanmakla alakalı olan şeyler.

İçkiyi sigarayı pek severdi.

Artık içmiyor ama eskiden yediği hurmalar şimdi sırtını tırmalıyor”

Meğer bu yazı veda yazısıymış.

Dayımı kısa bir süre önce hastaneye aldılar, çok geçmeden de vefat etti.

Virüsün onu da yakaladığını duyunca eyvah bunu kaldıramaz dedim.

Bağışıklığı güçlü değildi.

Başta ciğerleri ve kalbi olmak üzere organları büyük tahribat görmüştü.

Hızlı yaşadı genç öldü

Hani gençlik gibi sağlığın da kaybedilmeyince kıymeti bilinmezmiş ya benim hacı dayım da maalesef sahip olduğumuz bu değerlerin kıymetini sonradan anladı ama iş işten geçmişti.

Birçoğumuz gibi o da vücudunu çok hor kullandı.  

İçkiyle, sigarayla ciğerlerini ve kalbini mahvetti.

İçkiyi de sigarayı da bıraktıktan sonra 10 yıl kadar önce yengemle birlikte hacca gitti.

Artık zararlı alışkanlıklardan uzakta sakin bir yaşam sürüyordu.

İyi adamdı, güzel adamdı, has adamdı dayım.

Eğlence adamıydı.

Gırgırı, şamatayı severdi.

Yıllarca şoförlük yaptı.

Ulugeçitambarcı köyünden Bartın merkeze yolcu taşıdı.

Maden işçilerini Zonguldak’a Gelik’e, Karadon’a götürdü. 

İşçileri işe, öğrencileri okula yetiştirdi. .

Yollarda direksiyon başında, içki ve oyun masalarında eğlencede hayatını yaşarken bilmeden ömrünü tüketti.

Cenazesine gidemedim sevgili dayımın.

Affetsin. Hakkımız varsa da helal olsun.

Dayım şimdi annemin, büyükbabamın, anneannemin yanında.

Birbirlerine kavuştular.

Nur içinde yatsınlar.

Hepsine de Allah rahmet eylesin, mekânları cennet olsun.

İyi örnek

Sevgili okurlar yazının tam burasında size babamı örnek göstermek isterim.

Dayım 62 yaşında vefat etti.

Hızlı yaşadı genç öldü.

Arkasında 6 çocuk, çok sayıda torun ve gözü yaşlı bir eş bıraktı.

85 yaşındaki babam hayatında içkiyi, sigarayı ağzına sürmemiş.

Kahveye, meyhaneye, bara, pavyona, gazinoya gitmemiş, dumanlı ortamlara girmemiş, o pis havayı solumamış.

Babamın ciğerleri, kalbi, midesi, pankreası, dalağı, böbrekleri, damarları kısaca hayati organları sağlam.

Hani top yıkmaz derler ya öyle işte.

Kafası zehir gibi çalışır.

Hafızası süperdir.

Ben unuturum o unutmaz.

Kulakları sivridir.

Fısıltıyı bile duyar.

Şekeri, tansiyonu yok.

Vitamin sorunu olduğunu hiç duymadım.

Kolesterol nedir bilmez.

Yürümeyi de çok sever.

Sadece sindirim ve göz problemi var o kadar.

O yaşta o da olsun artık.

Bu kadar kusur kadı kızında da var.

Nereden sevdim o zalim kadını

Ben 25 sene sigara içtim.

Hayattaki en büyük pişmanlığım budur.

Sigara benim için “nereden sevdim o zalim kadını”dır.

Hem de bizatihi ta kendisidir.  

İçkiye gelince; onu da bir zamanlar (affedersiniz) kusuncaya kadar içerdim.

Kahvehanenin, meyhanenin müdavimlerindendim.

Ve tabii ki mutlaka bunların da etkisiyle bir süredir başta şeker olmak üzere çeşitli sağlık sorunları yaşıyorum.

Vitaminlerle de başım belada.

Birini düzeltiyorum öteki bozuluyor.

İçkiyle artık aram yok, sigarayı bırakalı 16 sene, kahvehaneyi, meyhaneyi bırakalı bir o kadar sene oldu ama eskiden yediğim hurmalar sırtımı tırmalar diye inanın ödüm patlıyor.

Ey muhterem cemaati müslimin diyeceğim şu ki;

İçkiden, sigaradan, dumandan uzak durun.

Yürüyüş yapın, spor yapın.

Sağlıklı yaşlanmaya bakın.

Gençliğinizin, sağlığınızın kıymetini kaybetmeden bilin.

 ÇALIŞAN GAZETECİLER

Gazeteciler bir 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne daha maddi manevi bir sürü sorunla giriyor.

Gazeteciliğin önünde bir yığın engel varken kutlama yapmak olmaz takdir edersiniz ki.

Mesleğimiz ülkemizde hak ettiği yerde değil ve sorunların çözülmesi de demokrasi ile alakalı.

İleri demokrasi falan diyorlar ya, bakmayın siz onlara.

Basın özgürlüğü olmayan ülkelerde ileri demokrasinin i’sinden söz edilemez.

Ne zaman ki ülkemizde demokrasi bütün kurum, kurul ve kuralları ile hayata geçip yerleşir işte o zaman gazeteciliğin sorunları çözülür.

Bu ne zaman olur derseniz, ben de size “Bunun için 40 fırın daha ekmek yememiz lazım, ondan sonra bakarız” derim.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA