Advert
Arif ÜÇLER
Arif ÜÇLER
Giriş Tarihi : 27-11-2020 10:55
Güncelleme : 27-11-2020 11:21

FİLYOS’U GAPMAK

Eski Milletvekilimiz Köksal Toptan, Filyos’un Bartın’a çok yakın olmasından mütevellit burada uygulanan ve Batı Karadeniz’in GAP’ı gözüyle bakılan projeden en çok Bartın’ın fayda sağlayacağı gerekçesiyle Zonguldak’ın buna önlem almasını istemiş.

Filyos Bartın’ın olur, Zonguldak’ın ağırlığını koyması lazım diyen Toptan’ın sözleri, bana, Türk siyasetinin renkli siması rahmetli Süleyman Demirel’in “GAP’ı gaptırmam” şeklindeki ünlü sözünü hatırlattı.

Filyos projesi Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) benzeri büyük bir ekonomik hareketlilik ve istihdam ihtiva ediyor.

Buna mukabil madalyonun bir de öteki yüzü var.

Filyos projesinin iş ve aş getirisi olacağı gibi bünyesinde, içinde termik santrallerin de bulunduğu ağır sanayiyi de barındırdığından götürüsü de olacak.

Ağır sanayi demek hava, çevre, deniz kirliliği demek.

Bu da hastalık demek.

Eğer beni hasta edecekse ne yapayım işi aşı.

Para nasıl olsa bir şekilde kazanılır.

Doğduğun yerde iş yoksa gidersin doyacağın yerde bulursun.

Ama sağlığını kaybedersen bir daha geri alamazsın.

Korona ile sağlığımızın kıymetini daha iyi anlamış olmamız lazım.

Dolayısıyla önce Filyos’un getireceklerini değil götüreceklerini konuşmalıyız.

Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmayalım.

İncitici söylem

Şunu da söylemeden geçmek istemiyorum;

Başta da dediğim gibi Zonguldak’tan Bartın’a, Bartın’dan Zonguldak’a geçen, Meclis Başkanlığı, Devlet, Kültür ve Milli Eğitim Bakanlıkları yapan Köksal Toptan bizim eski milletvekilimiz.

Bartın kendisini iki kez seçti.

1986’daki ara seçimde verdiği desteği de sayarsak üç kere seçti.

Zonguldak Filyos’u Bartın’a kaptırmamalı diyerek bu işten Bartın’ın sebeplenmesini istemiyormuş izlenimi veriyor sayın Toptan.

Bu hoş değil.

Şahsen ben yadırgadım.

Bu söylemi Bartın için incitici buluyorum.

1999’u hâlâ mı unutmadık Köksal abi?

 YANLIŞ ADRES

Ankara’nın valilerin staj yapma ve tecrübe kazanma yeri olarak gördüğü Bartın’ı bazıları da çevreyi ve halk sağlığını tehdit eden şüpheli ve tartışmalı işlerini yapma yeri olarak görüyor.

Hattat’ın termik santral sevdası ve yanı başımızdaki Filyos’ta kurulacağı söylenen termik santrallerle yine yakınımızdaki Çatalağzı’nda bulunan 7 termik santralin yarattığı tehdit ve tehlike yetmezmiş gibi şimdi de başımıza tehlikeli atık grubunda yer alan baca gazı tozundan çinko oksit üretilmesi ve depolanamaz, suya, toprağa, havaya bulaşabilir maddelerin depolanması meselesi çıktı.

Siz, hurda süreci sonucu ortaya çıkan baca tozundaki çinko metalini tekrar kazanacaksınız diye biz sağlımızı mı kaybedelim?

Var mı öyle 3 kuruşa 5 köfte?

Koca ülkede başka yer mi yok da bu tür işler hep bizi buluyor?

20 sene önce de mobil santral kurmaya kalkmışlardı.

Bartın, uzaktan bakınca sahipsiz mi görünüyor?

Nedir bu işin esbab-ı mucibesi?

GÜZELCEHİSAR NOTLARI

İnkumu-Güzelcehisar yol ayrımındaki kavşaktan başlayalım.

Burası büyük tehlike arz ediyor, kazaya yaldızlı davetiye çıkarıyor.

İnkumu’na deniz havası almaya giden yetkili ve etkili kişiler buradan geçerken bu tehlikeyi görmüyorlar mı?

Önlem alınması, sinyalizasyon yapılması gerekiyor.

Bu uyarıyı daha önce de yapmıştım.

Kaza geliyorum diyor.

Haberiniz olsun.

****  ****   ****

Özel İdare Güzelcehisar’da yürüyüş yolu ve çevre düzenlemesi yapmış.

İyi yapmış, güzel yapmış ama bakımını ihmal etmiş.

Aydınlatmaların bazıları devrilip kırılmış, elektrik kabloları dışına çıkmış.

Lav sütunları için yapılan ahşap yürüyüş yolunun da bakım ve onarım zamanı gelmiş.

Yürüyüş yolundaki çiçeklikler sigara izmariti dolu.

Vatandaşlar bunları kül tablası olarak kullanmış.

Bunların temizlenmesi ve bir daha bu şekilde kullanılmaması için önlem alınması gerekiyor.

****   ****   ****

Yusuf Aldatmaz ile birlikte yaptığımız ziyareti “Güzelcehisar’da bahçeler şenlendi” ve “Dalları bastı mandalina” başlıkları altında haberleştirmiştim.

Burada toprak bir başka verimli.

Ne ekersen onu biçiyorsun.

Akdeniz ikliminde yetişen narenciye bu sahilde aşağı yukarı aynı ayarda bir iklim bulunca bahçeler mandalina, portakal, limon ve nar ile doldu.

Şu sıralar buraya geldiğinizde “acaba yanlış mı geldik, Antalya’da mıyız yoksa?” dedirten görüntüler var.

Mandalina ağaçları daha yaygın olduğu için özellikle bu meyve çok güzel fotoğraf veriyor.

Sadece çok güzel fotoğraf vermiyor, insanın ağzında çok güzel bir tat da bırakıyor.

Valla ben kendine özgü kokusu, aroması olan bu mandalinayı başka mandalinaya değişmem.

Bakın buraya yazıyorum ve o kadar da iddialı konuşuyorum; Deneyin vazgeçemezsiniz.

****   ****   ****

Güzelcehisar’da güzel bir gün geçirdik.

Hem deniz havası aldık hem de mandalina, portakal, nar topladık.

Köyde bahçelerin çoğunda narenciye yapılıyor.

Yapınca oluyor.

Güzelcehisar’ın çalışkan, üretken halkına bir de buradan alkış gönderiyoruz.

Keşke örnek alınsalar da tarım Bartın’ın her tarafında gelişse.

****   ****   ****

Buranın müdavimlerinden Yusuf Aldatmaz da Güzelcehisar halkı gibi çalışkan ve üretken bir isim.

İnkumu’nun yanı başındaki bu tatil köyünde pek çok kişinin yazlığı var.

Aldatmaz’ın ki de onlardan biri.

Aslında burayı daha çok rahmetli Cahit amca tercih ediyordu.

Bahçedeki envai çeşit meyve de onun eseri.

Yusuf Aldatmaz babasının emanetine gözü gibi bakıyor.

Zaten kendisi önder çiftçi gibi.

Şiremirçavuş’ta kurduğu örnek elma bahçesi ile bu tanımı ziyadesiyle hak ediyor.

En doğalından elma sirkesi yaptığını da buradan hatırlatmış olalım.

Cahit amcaya Allah rahmet eylesin.

Yusuf’a da daha çok üretim yapabilmesi için Allah güç kuvvet versin.

****   ****   ****

Güzelcehisar dönüşü yolumuzun üzerindeki limana uğradık.

Belediyenin burada bir deposu var, Mescier’in hurdaları topladığı alanın hemen yanında.

Eski çöp konteynırlarını buraya gelişi güzel atmışlar.

Bunlar tamir edilerek yeniden kullanılamaz mı?

Eski ama küçük bir dokunuşla yeniden kullanılabilecek durumda olan bir şeyi atmak yerine yamamak gibi bir şey yani.

Bu paralar halkın cebinden çıkıyor.

Tuzumuz bu kadar kuru değil diye düşünüyorum.

BİNDİK BİR ALAMETE  

Olağanüstü hali 26 yaşında 1992’de Hakkari Çukurca’da vatani görevimi yaparken yaşadım.

Sıkıyönetimi 12 Eylül 1980 askeri darbesi sırasında gördüm.

14 yaşında ortaokul öğrencisiydim ve sokak yasağı ile ilk kez o zaman tanıştım.

Sokağa çıkma yasağını bir de genel nüfus sayımlarında gördüm.

Gazeteci olayların tanığıdır derler.

30 sene gazetecilik yaptım, çok olay gördüm.

Çok afet gördüm.

1998’deki sel felaketi gördüğüm afetlerin en büyüğü idi.

Küçük çaplı depremler, büyük yangınlar gördüm.

Cinayetler gördüm.

Mafya operasyonları gördüm.

Tefecilere aman verilmediği zamanları gördüm.

Türlü türlü sahtekârlıklar gördüm.

Bu salgın başka salgın

 Şap salgını gördüm.

Şarbon salgını gördüm.

Verem salgını gördüm.

Bu yüzden girişleri çıkışları kapatılarak karantinaya alınan köyler gördüm.

Ama bu saydığım salgınların hepsi de inek gibi büyükbaş hayvanlarda oldu.

İshal salgını da gördüm.

Toplu yemek zehirlenmeleri de gördüm.

Bütün bunların haberlerini yaptım, fotoğraflarını çektim.

30 sene gazetecilik yaptım, korona virüs gibisini ne gördüm ne duydum.

Bu virüs bütün dünyanın imanını gevretti.

Daha da ne olacağı belli değil.

Öyle anlaşılıyor ki bindik bir alamete.

Gidiyoruz kıyamete…

AKTARDAN BİLDİRİYORUM

Prof. İbrahim Saraçoğlu son günlerde bir ebegümeci, dağ kekiği ve ada çayı lafı etti, bu ürünler yok sattı.

Bartın’da hiçbir aktarda (özellikle) ebegümeci kalmadı.

İstanbul’a, Ankara’ya, Mersin’e, oraya buraya sipariş telefonları açıldı, elimizde şimdi yok cevapları alındı.

Bunlara gözümle ve kulağımla şahit oldum.

Peki, ne oldu da Saraçoğlu’na kulak kesildik bir anda?

Daha önce pek dikkate almıyorduk hani.

Olan şuydu;

Malumunuz korona virüs durdurulamıyor.

Baktı millet pabuç pahalı.

Ortada aşı maşı da yok.

Olsa da güvenilirliği tartışmalı.

Çaresiz aktarın yolunu tuttuk.

Tuttuk derken tabii ki bunu gidenlerin adına söylüyorum.

Benim ikinci adresim

Bitkilerin gücüne inanan birisi olarak şahsen ben aktarı keşfedeli neredeyse 20 sene oluyor.

Prof. Saraçoğlu’na da 2016’da kulak vermeye başladım.

Allah razı olsun, onun dereotu önerisiyle tiroid iltihabını yendim.

Ve ondan sonra bitkisel ürünlerde sözüne itibar edilir tek otorite olarak gördüğüm hocamızı dikkatle takip etmeye başladım.

Bitkisel tedavileriyle dünya çapında tanınan ve Cumhurbaşkanı sağlık danışmanı da olan Prof. Saraçoğlu, Safranbolu doğumlu olup aynı zamanda hemşerimiz sayılır.

Kitabevine gidince nasıl bütün kitapları alasım gelirse en az 200 çeşit ürün olan aktara gidince de her birinin ayrı bir faydası olduğuna inandığım bütün bitkileri alasım geliyor.

Uzun zamandır 20’ye yakın bitkisel ürünle (şifalı ot) haşır neşirim.

Pelin otunu virüs savaşçısı olarak kullanıyorum.

Aynı şekilde mürveri de öyle.

Liste kabarık

Kuşburnu, rezene, kimyon tohumu, kiraz sapı, ıhlamur, melissa, akdiken, karabaş, şerbetçiotu, kantaron, karahindiba, yulaf samanı, at kuyruğu ve ekinezya ile her birinden birer tutam atıp karışık çay yapıyorum.

Bu karışıma yaz aylarında ağaçlardan toplayıp kuruttuğum çınar, dut, incir, ayva ve ceviz yapraklarını da ekliyorum.

Listeme son olarak ebegümeci ve dağ kekiği de katıldı.

Anlayacağınız çay değil atom yapıyorum.

Bir tür bomba yani.

Zencefil, zerdeçal, çörek otu, tarçın, mahlep beşlisini ise doktor “sen şeker hastasının” dedikten sonra 2018’den bu yana düzenli kullanıyorum.

Bunları şekere iyi geldiği için alıyorum.

Ve udihindi.

Bu ürün yurtdışından doğu Asya’dan geliyor ve marifetleri saymakla bitmiyor.

Bu son saydıklarımı keten tohumu ile birlikte toz halinde yoğurtla karıştırıp tüketebiliyorsunuz.

 Doğal eczane

Valla ben aktarı doğal eczane olarak görüyorum, öyle değerlendiriyorum.

Zaten ilaçların çoğunun yapımında bitkisel ürünlerden faydalanılmıyor mu?

Mesela passiflora bitkisi.

Diğer adı çarkıfelek.

Bu bitki yatıştırıcı olarak kullanılan Passiflora şurubuna adını ve hammaddesini vermiş.

Mürver gibi bunu da aktarlarda bulmak çok zor.

Şifalı bitkilerin önemli bir özelliği de ölçülü ve dikkatli kullanıldığında yan etkisinin olmamasıdır.

Ama ilaçlar öyle değil.

Her ilacın birden fazla yan etkisi var.

Bir tarafı iyileştirirken başka bir tarafı bozuyorlar.

Bitkileri bu yüzden çok seviyorum.

 Vitaminlere dikkat

Bağışıklık sistemini güçlü tutmak lazım.

Bunun için bitkilerden faydalanmak, destek almak çok önemli.

Sizi bilmem ama ben çok önemsiyorum.

Bu arada özellikle C ve D ile B12 vitaminini de eksik etmemek gerekiyor.

C’yi Güzelcehisar mandalinasından (2 tanesi 1 günlük C’yi karşılıyor) D’yi ise güneşten (öyle vakti avuçlarınızı açarak) alabiliyorsunuz.

B12 için de hayvansal ürünlere müracaat.

Ve yürüyüş ya da spor.

Bağışıklık sistemi birçok şeyin bir araya gelmesinden oluşuyor.

Moral de çok güçlü bir ilaç.

Moralinizi yüksek tutun.

Virüslere dikkat edin.

Kendinize iyi bakın.

Sağlıkla kalın.

KORONANIN İŞBİRLİKÇİSİ

Bizim Necdet’i (Aydemir) geçenlerde, Yaşam Tıp Merkezi’nin acilinde 2.80 uzanmış bir vaziyette serum yerken görünce fotoğrafın altına “geçmiş olsun, sigarayı bırak” yazdım.

Sigara içen ve bir sağlık kuruluşunda boylu boyunca yatan bir kişiye bundan daha güzel ve anlamlı ve de sağlıklı bir mesaj olamazdı herhalde.

Neden öyle diyorsun, bakalım adam sigaradan mı yatıyor diyebilirsiniz.

Tabii bu çok cahilce bir yaklaşım olur.

Sigara içenlerin bağışıklık sisteminin içmeyenlere göre zayıf olduğu, vücudun savunma mekanizması sağlıklı çalışmayan insanların virüslerle savaşamayacağı bilimsel bir gerçek.

O nedenle akciğerde ve solunum yollarında savunma sistemini bozup her türlü enfeksiyonun daha kolay gelişmesine, ağır seyretmesine ve solunum yetmezliğinin daha kolay oluşmasına sebep olan sigarayı bırakmak hayati önem arz ediyor.

Koronanın işbirlikçisi sigara ne kadar erken bırakılırsa sigarayla ilişkili hastalık riskinin de o kadar azaldığını gösteren bilimsel çalışmalar var.

Dolayısıyla koronadan başka birçok hastalığın da en önemli nedenlerinden biri olan sigaranın en kısa sürede bırakılması gerekir.

Bir nefes sıhhat

 Sigarayı bırakalı önümüzdeki şubat ayında tam 16 sene olacak.

Buna rağmen ben bile acaba geçmişte yediğim bu halttan dolayı başıma iş gelir mi diye ödüm şeyime karışırken, bütün uyarılar, hastalıklara ve ölümlere rağmen hiçbir şey yokmuş gibi davranıp halen daha sigara içenlere şaşırmamak elde değil.

Varın hesap edin; Ben bu haldeysem sigara içenlerin tir-tir titremesi lazım be kardeşim.

Tanıdığım herkese söylüyorum, canınızı sokakta mı buldunuz bırakın şu nalet şeyi, zehirlemeyin kendinizi ve etrafınızı diyorum.

Uzmanlar söylüyor, doktorlar söylüyor, bilim söylüyor.

Hükümet söylüyor, artık sokakta bile yasak.

Valla ben olsam köküne kibrit suyu dökerdim, bırakın sokağı evde bile içmeyi yasak edip dibinden kesip atardım.

Uyuşturucu muamelesi yapıp satışını da yasak ederdim.

IV. Murat gibi yapardım yani.

Ve sonra da Kanuni Sultan Süleyman gibi söylerdim;

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi!

Mesajları almak lazım

Depremler bize evinizi sağlam yapın mesajı veriyor.

Seller akarsu yataklarını doldurmayın, taşkın sel sınırı haritalarını düzgün yapın diyor.

Heyelanların söylediği de şudur;  orman katliamı yapmayın, ağaçlandırmayı ihmal etmeyin.

Salgınlar ise bize sağlığınıza dikkat edin, bağışıklık sisteminizi güçlü tutun, zararlı alışkanlıkları bırakın uyarısında bulunuyor.

Dünyanın altını üstüne getiren korona virüs akciğerden vuruyor biliyorsunuz.

Peki, biz ne yapıyoruz?

Sigara ve içki ile ciğerlerimizi zayıf düşürüp hastalıklı hale getiriyoruz.

Ondan sonra ah-vah diyoruz.

Verilen mesajları almamak gibi çok kötü bir alışkanlığımız var.

Bunun üzerine söylenecek tek bir şey var;

Kendi düşen ağlamaz!

Denetimsizlik

Bazı yasalar vardır, kâğıt üzerinde kalmıştır, gerektiği gibi uygulanmıyordur.

Sigara yasağı da bunlardan biri.

Bazı kafeler duman altı.

İçkili restoranlar da öyle.

Sigara denetimi gevşedi.

Hatta epeydir hiç yapılmıyor bile gibi geliyor bana.

Yasalar uygulanmak için var.

Hatırlatırız.

NE YAPACAĞIZ BU İNSANLARI

Sosyal mesafe diyoruz, toplu taşıma araçları balık istifi, düğünler, cenazeler ana baba günü, banka kuyrukları dip dibe, nefes nefese.

Sigara içmeyin, virüse daha çabuk yakalanırsınız, kendinizi ve etrafınızı zehirlemeyin diyoruz, bırakın bırakmayı, daha fazla içiyorlar.

Öksürürken, hapşırırken ağzınızı kapatın diyoruz, maskeyi indirip öyle öksürüyor ve tıksırıyorlar.

Sokakta yere tükürmeyin diyoruz, yerler tükürükten geçilmiyor.

Her gün öğle vakti güneş ışıkları dik gelirken avcunuzu açıp 20 dakika D vitamini alın, bu çok önemli, bağışıklığın olmazsa olmazı diyoruz, kimsenin umurunda değil.

Eğitim şart

Yürüyüş veya spor yapın diyoruz, her yere araba ile gidiyoruz, yiyip içip yatıyoruz.

Bir de kıskançlığımız var ki sormayın gitsin.

İhanet, kıskançlık ve iktidar hırsı.

Devirler değişiyor, bunlar değişmiyor.

Yüzyıllardır böyle.

Özümüzde var.

Pazarda yanındakinin yaptığı satışa kıskanç gözlerle bakanı çok gördüm.

Birisi öne çıktı mı da hemen arkasına tenekeyi bağlayıveririz.

İşte bu nedenle iki ileri bir geri gidiyoruz.

Bu yüzden ilerleyemiyoruz.

Peki ne yapacağız bu insanları?

Falakaya çekecek halimiz yok tabii ki.

Tek yol var, o da eğitim.

Eğitim, eğitim, eğitim.

Kendimizin doktoru olmalıyız

Her gün bir veya iki diş (doğal antibiyotik) sarımsak, bir baş soğan, bir tutam dereotu ve maydanoz da vazgeçilmezimdir.

Bunları da 10 senedir hiç sektirmeden düzenli kullanırım.

Güneşi gördüm mü kaçırmam.

Her gün tempolu 10 bin adım yürürüm.

Şeker hastası da olmam hasebiyle yememe içmeme çok dikkat ederim.

Şifalı bitkilerle de aram çok iyidir.

Sigarayı bırakalı da çok oldu.

2005’den bu tarafa içmediğim gibi dumanlı ortamlardan da kaçarım.

Bu halimle virüsten korkarken bunları yapmayanların daha fazla korkmaları gerekmez mi?

O halde neden duruyorsunuz?

İnin arabadan yürüyün be kardeşim.

Üşenmeyin.

Korkmayın, yollar yürümekle aşınmaz.

BİR MASKE ANISI

Şeker hastalığı yüzünden iki bacağı da diz üstünden kesildiği için ömrünün son 13 yılını yatakta geçiren rahmetli annem 2004 yılında Zonguldak Üniversite Hastanesinde kısa sürede üst üste tam 6 ameliyat oldu.

O zamanlar orada doçentten yukarısı yoktu.

Bizim doktorumuz da yardımcı doçentti.

Annem iki kişilik odada 4 ay yatarak tedavi gördü.

Bacaklarını verdik, hayatını kurtardık.

Plastik cerrahi de ilgilenmişti annemle.

Bazı doktorlar odaya maske ile girer, annem bundan hiç hoşlanmazdı.

Kendisine vebalıymış gibi muamele yapıldığını düşünür, doktorların maskeli ziyaretinden dolayı sanki bulaşıcı hastalık taşıyormuş gibi hisseder, sitem ederdi.

 Nereden nereye

 Ah be annem, çilekeş annem benim.

Göçtün gittin bu dünyadan 4 sene oldu.

Baksana şu halimize.

Bütün dünya maskeli artık.

Maske demişken Bartın peçe ve çarşafın ilk kez belediye meclisi kararı ile yasaklandığı bir şehir aynı zamanda.

O zaman tarih 1935 imiş.

Şimdi 2020’deyiz.

Ve tam bir senedir bütün dünya ağzı burnu kapalı bir şekilde maske ile geziyor, yani peçe takıyor.

Nereden nereye geldik.

Ve Bartın akşam saat 21.00’den sonra hayalet şehir gibi.

Sokaklarda in-cin top oynuyor.

Allah sonumuzu hayır etsin.

Diyoruz ve bugünkü yazımızı bir şiirle bitiriyoruz;

 GİTTİ

Bahri abi (Küpeli) öldü gitti

Muzaffer abi (Akgün) resmi ilan alamadı gitti

Sadi (Çınçın) çekti gitti

Ali Rıza (Tığ) sattı gitti

Ummadığın taş baş yarar derler

Güngör (Yavuzaslan) verdi gitti

*****    *****

Bir tüccar geçenlerde beden işçisi 2 çalışanını emekli etti

Birine 50 bin, diğerine 70 bin verdi

Fikir işçisi garibim Arif

şu memlekette 30 yıl gazetecilik yaptı,

tazminatı öldü gitti

*****     *****

Hükümet kıdem tazminatını fonlamak istedi

İşçi ve işveren örgütleri anlaşamadı, yasa çıkmadı

Eğer çıksaydı,

patron gitse de, batsa da, kaçsa da, satsa da, ölse de

fonda biriken tazminat çalışanın olacaktı

olmadı, hayallerle birlikte paralar da uçtu gitti

*****    *****

Emektar gazeteci Arif parayla hiç işim olmadı dedi

Gazetecilik gönül işi, para işi değil dedi

Benim bu işi parasız ve sigortasız yaptığım zamanlar da oldu,

incilerim dökülmedi ya dedi.

evet, evet aynen böyle dedi

böyle diye diye emekli oldu gitti

*****    *****

Avanta yemesini de bilmeyen Arif der ki;

Allah kimisine banka cüzdanı ile yürü ya kulum der

bana da yolda yürü ya kulum dedi,

yürümek ama doğru yolda yürümek

işte bütün mesele bu,

olmak ya da olmamak yani.

böyle dedi Arif

dedi ve arkasına bakmadan emekliliğe yürüdü

yürüdü ve gitti!

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Beşiktaş1838
  • 2Fenerbahçe1735
  • 3Gaziantep FK1834
  • 4Galatasaray1833
  • 5Hatayspor1831
  • 6Alanyaspor1830
  • 7Fatih Karagümrük1827
  • 8Trabzonspor1827
  • 9Antalyaspor1925
  • 10Yeni Malatyaspor1824
  • 11Sivasspor1823
  • 12Başakşehir FK1823
  • 13Konyaspor1822
  • 14Göztepe1822
  • 15Kasımpaşa1722
  • 16Çaykur Rizespor1821
  • 17Gençlerbirliği1819
  • 18Kayserispor1816
  • 19MKE Ankaragücü1715
  • 20Denizlispor1814
  • 21BB Erzurumspor1813
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA