Advert
Arif ÜÇLER
Arif ÜÇLER
Giriş Tarihi : 15-09-2020 13:54
Güncelleme : 17-09-2020 20:58

97 kere maşallah

30 yıllık gazetecilik yaşamımın büyük bölümü günlük gazetelerde (yerelde Adalet, Ekspres, Pusula, genelde Milliyet, Sabah) geçti.

Günlük gazete yapmanın stresini, zamanla yarışı, yorucu temposunu, haber atlama-atlatma telaşını çok iyi bilirim.

İnsanı gerim-gerim gerer.

Hasta eder.

Uyku düzenini bozar..

Kalbini bozar.

Sindirim sistemini bozar.

Kafasını bozar, manyak eder (haber manyağı)))

Hele bir de titizseniz yandı gülüm keten helva.

Göbeğiniz çatlar, ananız ağlar.

Benim gibi şeker ve tiroid hastası da olursunuz.

Takdir edersiniz ki acaba en iyi, en dikkat çekici manşeti nasıl atarım, en iyi gazeteyi nasıl yaparım, hatasız olmasa bile en az hata ile nasıl çıkarım stresini her gün yaşamakla haftada bir veya 10 günde bir yaşamak arasında çok büyük fark vardır.

Haftalık gazeteyi yapmak günlük gazeteye göre çok daha kolaydır.

Haftalık olanları daha sakin, çok fazla koşturmadan, streslere girmeden, daha az emek, zahmet, personel ve giderle sere-serpe, sallana-sallana yapma şansınız vardır.

Niyetiniz gazetecilikse

Ama haftalık gazetelerin bu kolaylığının yanında şöyle bir zorluğu vardır ki işte o zorluk sizi fena halde sıkıntıya sokar.

Bu da şudur;

Eğer gerçekten gazeteciyseniz ve derdiniz gazetecilik yapmaksa haftalık gazetenizi özel haberlerle çıkarmak zorundasınızdır.

Bir kere en başta manşetiniz özel olmalıdır.

Yani günlük gazetelerin veya refikiniz diğer bütün yayın organlarının görmediği, atladığı veya sizin özel çabalarınızla bulup çıkardığınız bir haberi manşetinize koyacaksınız ki bir ayrıcalığınız, özelliğiniz, albeniniz olsun.

Çıkmış haberi, yani yapılmış haberi illa da yapmanız gerekiyorsa konuyu başka bir yerinden tutup başka bir boyutuyla ele alıp işleyerek yeni bir şey söylemeniz gerekir.

Günlük gazetelerin veya internet sitelerinin vermediği haberleri vereceksiniz ki insanlar yaaa ben bu haberi okumuştum demesinler.

Bunu dedirtirseniz yüzünüze bakan olmaz.

Yoksa “birini al, hepsini oku” durumuna düştükten sonra bu kadar gazeteye ne gerek var.

Ormanlara yazık.

Eğer haftalık gazete çıkarıyorsanız gazetenizi günlük gazete gibi çıkaracaksınız kardeşim.

Sözlerimin özeti budur.

Farklı gazete

10 günde bir yayınlanan Bartın Gazetesinin günlük gazete gibi, hatta onlardan daha fazla ilgi görmesinin sebebi işte budur.

5’i günlük olmak üzere haftalıklar ve internettekilerle birlikte 30’dan fazla (belki de 50’yi geçkin) basın yayın kuruluşu olan (ayaklı gazeteleri saymıyorum), gazete ve gazeteci cenneti Bartın’da Bartın Gazetesini yaşıyla, başıyla, yayınlarıyla ayrı bir yere koymak lazım.

Haberleri kendine has üslubuyla “yorum katarak” harmanlayıp vermesi, her sayısında eleştiri bulunması, düzenli köşe yazısı yazan yazarlara sahip olması, sayfalarını konuk yazarlara da açması ve bu haliyle tam bir fikir gazetesi görünümü  vermesi Bartın Gazetesini önemli bir kitle tarafından ilgiyle ve dikkatle takip edilen bir gazete yapıyor.

Bunu abone sayısının yüksek olmasından biliyoruz.

Merkezde elden ve posta ile okurlarına ulaştırılan gazetenin ülkenin dört bir yanına ve başta Almanya olmak üzere yurt dışında da pek çok ülkeye posta ile dağıtımı var.

Tek tabanca

Taşhan’daki gazete merkezine elden gazete almaya gelenlerin sayısı da bir hayli fazla.

Gazete merkezinin (Azim Kitabevi) önünde sergilenen yeni sayıların çok sayıda vatandaş tarafından ilgiyle okunduğuna da pek çok kez şahit olmuşluğum vardır.

Bunları abartısız söylüyorum ama abarttığımı düşünenler olabilir.

Hatasız gazete bulmak çok zordur.

İnsan kaynağı, teknik imkânı, maddi gücü oldukça yüksek olan Türk basınının önde giden ulusal gazeteleri Hürriyet, Sabah, Sözcü, Milliyet gibi gazetelerde bile her gün bir sürü hata olabiliyor.

Bartın Gazetesi’nde de zaman-zaman hatalara rastlamak mümkündür.

Unutmamak gerekir ki, bu gazete sadece bir kişi tarafından çok büyük emek ve zahmetler harcanarak yapılıyor.

Esen Aliş sizin-bizim yerelde 5-10 kişiyle güçlükle yaptığımızı tek başına yapıyor.

Bunu da hatırlatmakta fayda var.

Açmak kolay, yaşatmak zor

5 günlük gazetenin olduğu yerde 10 günde bir gazete yapmak zordur.

10 günde bir de olsa bir gazeteyi yaşatmak çok daha zordur.

Kolay olsaydı Bartın Gazetesi yerelde en yaşlı gazeteler arasında ilk 3’te olmazdı.

Daha pek çok 97, 107, 117 yıllık gazeteler olurdu ki bu yok biliyorsunuz.

Gazete açmak kolaydır ama gazeteyi ayakta tutmak, yaşatmak zordur.

Öyle ki avuç içi kadar bir yer olan Bartın’da bile şimdiye kadar açılıp kapanan öyle çok gazete oldu ki bunları oturup araştırmaya, saymaya kalksak epey zamanımızı alır.

Ne İsa’ya ne Musa’ya

Çok gazete açılmasının bir sebebi de bizim mesleğin heveslisinin, meraklısının çok olmasıdır.

Ama dışarıdan göründüğü gibi değildir.

İçi bizi, dışı sizi yakar.

Ne İsa’ya ne Musa’ya denir ya öyle.

Kimseye yaranamazsınız.

40 gün sırtında taşı, bir gün indir, senden kötüsü olmaz misalidir bizim meslek.

Bazıları öyle bilir ama gazetecilik insanları, kurumları, kuruluşları asla sırtta taşıma mesleği, sanatı, işi değildir.

Ama özellikle son yıllarda ne yazık ki bu hale geldiğini, getirildiğini gösteren pek çok örnek var.

Yeri gelmişken bir kez daha söylemekte fayda var;

Gazetecilik sadece haber vermek değildir, aynı zamanda eleştiri sanatıdır.

İyiye iyi, kötüye kötü deme işidir.

Üstatlarımızdan Burhan Felek’in dediği gibi “ayıp aramaktır”

O bakımdan Bartın Gazetesi gördüğü eksikleri, yanlışları çekinmeden dile getirip eleştirerek bu konuda da üzerine düşeni yapıp farkını ortaya koymaktadır.

Babadan oğula

Bartın Gazetesinin bir başka özelliği de babadan oğula geçmesidir.

Gazetenin sahibi, yazı işleri müdürü, genel yayın yönetmeni, muhabiri, yazarı, çizeri her şeyi Esen Aliş babasından aldığı bayrağı yıllardır başarıyla taşıyor.

O da zamanı gelince bayrağı oğlu Cemal’e devredecek.

Şahsen ben bunun zamanının yavaş-yavaş gelmekte olduğunu düşünüyorum.

Futbol tabiriyle söylüyorum;

Cemal’in artık oyuna girmesi lazım.

Gördüğüm kadarıyla gazeteye şimdilik düzeltme, ulaştırma, dağıtım katkısı veriyor.

Bu yetmez.

Haber yazması, genç gözüyle izlenimlerini, bilgisini, birikimini aktarması, ata yadigârı bu gazeteye iki eliyle sarılması, babasının yükünü hafifletmesi gerekir diye düşünüyorum.

Dediğim gibi burada bir babadan oğula geleneği var.

Okurlar da bu geleneğin, genlerinde gazetecilik olan Cemal ile sürmesi beklentisi var.

Cemal’in şimdiden haber, hatta fikirlerini yazıya dökerek köşe yazısı da yazmaya başlayıp bu beklentiye cevap vermesi gerekir diye düşünüyorum.

Kitabevini düzenleyip yeni bir hava veren Cemal’in gazeteye de yeni bir soluk ve heyecanla önemli katkılar yapacağına, yaşlı gazeteyi gençleştireceğine inanıyorum.

Bunu 30 yıllık gazetecilik tecrübemle söylüyorum.

 100 yılda bir gelir

6 Eylül 1924’ten 6 Eylül 2020’ye…

Dile kolay tam 97 yıl.

21 yıl önce “76 yıldır yazıyooooor” başlığı ile, gazete dağıtıcılarının eski günlerde “yazıyooor-yazıyooor” diye bağırarak gazete sattıkları yılları anımsatarak yaptığım bir Bartın Gazetesi haberi Milliyet Gazetesi’nde geniş yer bulmuştu.

Zaman su gibi akıp gidiyor.

Bartın’ın markası, ulu çınarı, doğasının koruyucusu Bartın Gazetesi 6 Eylül günü 97. yayın yılına girdi.

100. yıla 3 kaldı.

100 yıl bir gazete için çok büyük bir tarih.

Başlıkta 97 kere maşallah dedik ama tabii bu lafın gelişi.

Milyon kere maşallah desek bile azdır bu 97 yıllık emeğe.

Bartın olarak ne mutlu bize ki asırlık bir gazetemiz var.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu büyük önder Atatürk için “Böyle liderler 100 yılda bir gelir” denmişti ya, ben de Bartın Gazetesi için “Böyle gazeteler 100 yılda bir gelir” diyorum ve daha nice-nice yıllar diliyorum.

 CEHALETLE SAVAŞMAK

Maske takın diyorlar.

Maskeyi ele, bele, kola, çene altına takıyorlar.

Sosyal mesafeye dikkat diyorlar,

İnsanlar dip dibe otuyor, sarmaş dolaş oluyor, konuşurken birbirinin ağzının içine giriyor.

Sigara içmeyin, koronaya daha çabuk yakalanırsınız ve iyileşme şansınız düşük olur diyorlar.

Bu hayati uyarı bile bir kulaktan giriyor diğerinden çıkıyor.

Sanki inadına yaparmış gibi sigara içmeye devam ediyorlar.

Prof. Dr. Berrin Pehlivan, geçenlerde Milliyet Gazetesi’nde prostat kanseri farkındalık ayı yazısında sigaranın zararlarını anlatırken sözlerini “Her gün yazsam bıkmam, lütfen sigarayı bırakın” diye bitiriyor.

Valla ben de öyle.

Sabahtan akşama kadar yazılsa yeridir.

Belki kafalara ancak girer.

Mersin’e değil tersine

Yürüyüş yaparken görüyorum, halen daha çöpleri karıştıranlar var.

Halen daha hurdacılar avazı çıktığı kadar bağırarak sokak-sokak geziyor.

Bunları neden engellemiyoruz?

Yere tükürmeye, sağa sola çöp atmaya da devam ediyoruz.

Hapşırırken, öksürürken maskeyi ağzından çıkaran öküzler de var.

Kuralsızlık saymakla bitmiyor.

Bizi virüs değil cehalet hasta ediyor, öldürüyor.

Sağlıklı yaşamak için, bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak için ne yapmamız gerektiğini herkes biliyor.

Biliyor ama doğru dürüst kimse yapmıyor.

Düzenli ve sağlıklı beslenin diyorlar.

Abur cubur yiyoruz.

Egzersiz, spor veya yürüyüş yapın diyorlar.

Her yere arabayla gidiyoruz, yiyip içip yatıyoruz.

Düzenli ve yeterli uyuyun diyorlar.

Sabahlara kadar internetteyiz.

Kötü alışkanlıklardan uzak durun diyorlar.

Kendimizi içkiye, sigaraya veriyoruz.

Davetiye çıkarıyoruz

Uzmanlar, doktorlar bizi durmadan uyarıyor.

Bu uyarılara kaçımız uyuyoruz.

Belki yüzde 10’umuz, belki yüzde 20’miz.

Virüslere davetiye çıkarıyoruz.

Hem de en yaldızlısından.

Yani üzerine bastığımız dalı kesiyoruz.

Yap denilenleri yapmıyoruz, yapma denilenleri yapıyoruz.

Bu da cehaletin bir başka boyutu.

Virüsle birlikte cehaletle, vurdumduymazlıkla, umursamazlıkla-adamsendecilikle de savaşmamız gerekiyor.

Yoksa başımız beladan kurtulmaz!

 ŞANS OYUNLARI

 Hiç unutmuyorum; AK Partinin iktidara yürüdüğü dönemde o zamanın başbakan adayı olan, bugün Cumhurbaşkanı olarak ülkemizi idare eden Tayyip Erdoğan, Fatih Altaylı’nın “Teke Tek” isimli televizyon programına katılmış, orada şans oyunlarından konu açılınca “İktidara geldiğimizde bu oyunlarını kaldıracağız. Devlet kumar oynatmaz” demişti.

AK Parti iktidara geldi, 18 yıl oldu, şans oyunları devam etti.

Oyunlar bitmediği gibi sayısı daha da arttı.

Artık her gün bir oyun, hatta bazı günler iki oyun bile var.

Ortada çuvallar dolusu para dönüyor.

14 Eylül pazartesi akşamı yürüyüş sırasında yanımdan geçen seyyar bayii 62 trilyon 1 saat sonra çekiliyor diye bağırıyordu.

62 milyon lirayı 62 trilyon diyerek eski para ile söylüyor ki daha çok görünsün, daha çok dikkat çeksin.

62 trilyonu kim kazanacak?

1 veya 2 kişi.

Kim kaybedecek?

Oyunu oynayan milyonlarca kişi.

Değirmen böyle dönüyor

Kumarı oynatan kazanır derler.

Şans oyunları hasılatından devletin birçok kurumuna vergi, fon ve paylar adı altında bir sürü para aktarılıyor.

2016 yılında Milli Piyango İdaresince düzenlenen şans oyunlarından 2.312.246.873 lira hasılat elde edilmiş, 581.397.120 lira kamu payı aktarılmış.

Biliyorsunuz bu oyunlar yakın zamanda özelleşti.

Sisal-Şans Ortak Girişimi’nin taahhüt ettiği 10 yıllık hasılattan kamuya kalacak olan meblağın 2019’da hesaplanan net değeri en az 28 milyar 119 milyon liraymış.

Şans oyunları gelirleri, vergiler, harçlar, cezalar çok büyük meblağlar oluşturuyor.

Değirmen bu paralarla dönüyor.

Her gün milyonlarca kişinin hayallerini süsleyen şans oyunlarında 1-2 kişi kazanıyor, milyonlarca kişi kaybediyor.

Başka kim kazanıyor?

Şimdi oynatan özel şirket de kazanıyor.

Bu oyunlardan büyük paylar alan devlet kazanıyor.

Böyle gelmiş böyle gidiyor.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Alanyaspor923
  • 2Galatasaray1020
  • 3Fenerbahçe1020
  • 4Beşiktaş916
  • 5Kasımpaşa1015
  • 6Gaziantep FK1015
  • 7Fatih Karagümrük1014
  • 8Göztepe914
  • 9Başakşehir FK1014
  • 10Konyaspor912
  • 11Çaykur Rizespor912
  • 12Yeni Malatyaspor912
  • 13Hatayspor712
  • 14Trabzonspor1012
  • 15Antalyaspor1010
  • 16Sivasspor99
  • 17BB Erzurumspor99
  • 18Kayserispor98
  • 19Denizlispor96
  • 20Gençlerbirliği95
  • 21MKE Ankaragücü82
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA