Advert
Arif ÜÇLER
Arif ÜÇLER
Giriş Tarihi : 03-07-2020 11:10

VENEDİK MASALI

Emekli olduktan sonra da kalemini bırakmayıp yazmaya devam eden Arif Üçler’den yeni yazı. Üçler bu kez, Bartın Venedik olur mu sorusuna cevap aradı, yaklaşık 40 yıldır gündemde olan termik santral konusuna farklı bir yaklaşımla değindi, geçtiğimiz hafta sonu açılışı yapılan Vefa parkı değerlendirdi, İmar Barışı’ndaki sakatlığa dikkat çekti ve Kudüs’e neden gitmek istediğine açıklık getrdi.

Bartın ırmağında uygulanacak projeler epeydir Venedik yakıştırması ile anılıyor.

Son günlerde basında yine bu yönde haberler çıktı.

Sosyal medyada Bartın ve ülkemizle ilgili önemli konuları tartışmaya açan Kubilay Çak’ın bu konuyu gündeme getirmesi üzerine ben de görüş beyan ettim.

‘Bartın Venedik olacak’ başlığını yaklaşık 20 yıl önce kullanmıştım.

Bu başlığı taşıyan manşeti, 1998’deki büyük selden sonra planlanan Tefer projeleri 2002’de uygulanmaya başlanırken Boğaz’da yapılan görkemli töreni gazeteme haberleştirdiğimde atmıştım.

Dönemin siyasilerinin yaptığı bu çarpıcı benzetmeyi zaman içinde ırmakla ilgili projeler gündeme her geldiğinde başka siyasiler ve bürokratlar da yaptı.

Vay be dedirten dikkat çekici bu tür benzetmeler sadece siyasilerin ve bürokratların değil gazetecilerin de işine gelir.

O nedenle Venedik yakıştırmasına fazla takılmamak lazım.

20 yıldır konuşuluyor ama Bartın Venedik menedik olduğu yok.

Bundan sonra olur mu?

Keşke olsa.

Belki 20 yıl daha konuştuktan sonra neden olmasın.

Yaşım 54.

Olursa da herhalde ben görmem.

Irmak yıllardır değerlendirilmeyi bekliyor.

Ama lafla peynir gemisi yürümüyor.

Eğer olacaksa bu tür projeler doğal yapı bozulmadan yapılmalı ve birileri değil sadece Bartın kazanmalı.

90’larda, aslına uygun taşlar yerine kırmızı renkli uyduruk taşlarla yapılan ve ‘Tarihin yüzü kızardı’ başlığıyla Milliyet’e haber olan Amasra’daki tarihi Kemere köprüsünün restorasyonu gibi olacaksa hiç olmasın daha iyi.

Kaş yaparken göz çıkarmamak lazım!

SANTRAL SARMALI

1989 yılında gazeteciliğe başladım termik santral, 2018 yılında gazetecilikten emekli oldum yine termik santral.

Yıl 2020 hâlâ termik santral.

Bartın’daki direnç bu hastalıklı ve ölüm saçan projenin uygulanmasını şu ana kadar engelledi.

Amasra büyük ihtimalle kurtuldu.

Oraya yapılma ihtimalini bu saatten sonra oldukça düşük görüyorum.

Amasra için planlanan santralin Filyos projesi içinde yapılacağını düşünüyorum.

Biliyorsunuz bu proje kapsamında Türkiye’nin 3. büyük limanı bölgemize yapılıyor.

Zonguldak’ta Halkın Sesi, Bartın’da Bartın Gazetesi yazdı.

Projenin içinde ağır sanayi tesisleri var.

Bunların arasında termik santraller olduğu söyleniyor.

Olmasaydı şaşardım zaten.

Termik santralden daha ağır sanayi mi olur.

Görünen o ki burnumuzun dibinde yeni santraller yapılacak.

Mavi boncuk

Bu da Amasra kurtulsa da Bartın kurtulamadı anlamına geliyor.

Santrali ha Amasra’ya yapmışsınız ha Mugada’nın Kızılkum’un yanı başına.

Eski vilayetimiz santral cehennemine döndü.

İnanılır gibi değil, Zonguldak’ta tam 7 tane termik santral var.

Ve yenileri de sırada.

Öyle görünüyor ki Amasra’ya santrale izin vermiyoruz, turizmi koruyoruz diyerek bize mavi boncuk verecekler.

Sonra da Hattat’ın çok istediği santrali Filyos projesinin içinde hayata geçirecekler ve bir boncuk da ona verecekler.

Hattat için Amasra’da olması elbette çok iyi ama Filyos’ta olursa da olur.

İstemem yan cebime koy.

Onun için hiç olmamasından iyidir.

Hattat arkadan dolanacak.

Sonuçta sevgili santralini yapmış olacak.

Bize de ömrümüz boyunca kirlilikle, hastalıkla, tarım, orman, hayvancılık, balıkçılık ve daha pek çok alanda yaşanacak olumsuzluklarla mücadele etmek düşecek.

Komşuda pişer, bize de düşer

Zonguldak Çatalağzı’ndaki 7 adet termik santralin Bartın’a zararı yok mudur sizce?

Olmaz olur mu?

Bal gibi de vardır.

Filyos’un biraz ilerisi Çatalağzı.

Rüzgârla, fırtınayla, yağmurla kim bilir oradan bize neler geliyor.

Bölgemizde akciğer ve kanser hastalıkları sadece madenden artmadı.

Bunda termik santrallerin de etkisi var.

7 santral ve bu kadar hastalık ve ölüm yetmezmiş gibi Filyos projesi içinde yeni santraller kurulması demek Zonguldak ile birlikte Bartın’ın da bittiğinin habercisi olacaktır.

Binlerce kişiye iş verip ekonomiyi canlandıracak diye bölge için kurtarıcı gözüyle baktığımız Filyos projesi ağır sanayi tesisleri ile üzerimize kirlilik ve ölüm yağdıracaksa eğer hiç olmasın daha iyi.

İş bulunur, sağlık bulunmaz

İş ve aş nasılsa bir şekilde bulunur.

Ama sağlık kaybolunca bulunmuyor.

Termik santraller istediğiniz kadar önlem alın yine de çevreyi, havayı, suyu, insan sağlığını olumsuz etkiliyor.

Yatağan’dan Afşin Elbistan’a bunun pek çok örneği var.

Bartın’ın direnci santral yapılmasına engel oluyor.

Bu direnç bir başka canavar mobil santrali de ilimizden defetmişti.

Zonguldak tarafında maalesef böyle bir direnç yok.

Olsaydı bu kadar çok termik santral olmazdı.

Amasra için planlanan santral Filyos’a kayacaksa, bizim Mugada ve Kızılkum sahilinin dibine yapılacaksa buna sevinmek yanlış olur.

Ha oraya yapılmış ha buraya.

Ha kel Hasan, ha Hasan kel.

Hiçbir şey fark etmiyor.

Santralin Amasra’da kurulmasına engel olmak başarıdır ama yeterli değildir.

Mücadeleyi sadece Bartın için değil bölge için yaparsak ve yeni santrallerin kurulmasını önleyebilirsek işte asıl başarı budur.

VEFA PARK

Bir önceki yazımda “Vefa sadece semt adı olmamalı” diye yazmıştım.

Vefa bu kez park adı olarak çıktı karşımıza.

Bartın Belediyesinin Elmalık mevkiinde atıl alanı düzenlemesi sonucu ortaya çıkan park haziran ayının son cumartesi günü törenle açıldı.

Irmak kenarında ifil ifil esen bir yerde, dekorunda eski tarım aletlerinden da faydalanılan oldukça nezih, ferah ve huzur veren bir yaşam alanı oluşturulmuş.

Daha önce belediye meclisinin eski üyesi Şemsettin Çöme, “git gez gör, orada çok güzel bir park yapıldı” demişti ama açılıştan önce gitmek nasip olmamıştı.

Parkı açılışta ilk kez görme fırsatım oldu.

Adı gibi güzel olmuş.

İnşallah öylece güzel kalır.

Parklar kralı

Özellikle bu pandemi döneminde sağlığın ne kadar önemli olduğunu hepimiz daha iyi anladık.

Ne yazık ki betona teslim olmuş bir dünyada yaşıyoruz.

Bu da sağlığımızı olumsuz etkiliyor.

Parklar, yeşil alanlar insanların nefes aldıkları yerlerdir.

Ne kadar çok park olursa yeşil alan olursa o kadar çok nefes alırız.

Belediye Başkanı Cemal Akın da herhalde bu düşünceyle ve de şehri güzelleştirmek adına park işine büyük önem veriyor.

Başkan Akın’ın sağ kolu Özel Kalem Müdürü Sevgi Salcı ile açılıştan sonra sohbet ettik.

2009’dan bu tarafa yapılan parkların sayısı 150’yi bulmuş.

Bartın’da en çok park yapan başkan unvanı Cemal başkandadır diye düşünüyorum.

Başkan Akın’a parklar kralı diyebiliriz o halde.

Atıl alanlar değerleniyor

Vefa Park’ın açılışı korona günlerinin ilk açılışı oldu.

Virüs herkesin yaşamını alt üst etti, çok büyük sorunlar çıkardı ama bir yandan da hayat devam ediyor.

Bu açılış da hayatın devam ettiğini gösteren bir faaliyet.

Kurdeleyi mahalle muhtarlarıyla birlikte kesen Belediye Başkanı Cemal Akın’ın bir özelliği de atıl alanları çok iyi değerlendirmesi.

Merkezdeki belediye parkı, kapalı pazaryeri, Yalı boyu ırmak kenarları, Gazhane, Karaçay, şimdi de elmalık.

Buraların içinden geçmeye korkardı insanlar.

İzbe, bakımsız, köhne yerlerdi.

Şarapçı yuvasıydı.

Şimdi hepsi de aydınlık birer sosyal alan oldu.

Çağlayan piknik alanı da sırada.

Elmalık, Fındıklık ve diğerleri

Elmalık eskiden belediyenin serası idi.

Burada çiçek yetiştiriliyordu.

Daha eskiden kanara tabir edilen hayvan pazarı idi.

Burada Salı Cuma günleri ve kurban bayramları öncesinde hayvan alınıp satılırdı.

Değişti, dönüştü ve şimdi park oldu.

Nereden nereye.

Tabii burası adı üzerinde eskiden elmanın bol olduğu bir yermiş.

Şimdi elma ağacı da yok, elma da.

Aslında en önemli sorunlarımızdan biri de bu.

Betonlaştık

Elmalık da elma kalmadı.

Halatçımayası’nın karşısında fındıklık tabir edilen bir yer vardı.

Orada da fındık kalmadı.

Yine o bölgede Tarla sokak var.

Tarla sokakta tarla kalmadı.

Bundan 40-45 sene önce orada top oynardık.

Şimdi her taraf bina ile doldu.

Nereyi boş bulursak oraya bina yapıyoruz, betonla dolduruyoruz.

Dünyayı kendimize yaşanmaz bir yer haline getiriyoruz.

Diğer taraftan Kasaplar arasında kasap, Demirciler arasında demirci, Yemeniciler sokakta yemenici kalmadı.

Bir zamanlar Batı Karadeniz’in meyve sebze ambarı olarak anılıyorduk.

Meyve sebze üretimini düşürmekle kalmadık tarihi evlerimiz gibi eski meslekleri de yaşatamadık.

Bugün parklara seviniyoruz.

Onlarla avunuyoruz.

Teselli buluyoruz.

Bari onları koruyalım.

Temiz tutalım, yaşatalım, geleceğe miras olarak bırakalım.

İMAR BARIŞI VE KORUMA KURULU

Baştan söyleyeyim.

Usulsüz bir şekilde kanunlara aykırı olarak yapılan binaları kâğıt üzerinde ücreti mukabili yasal hale getiren bir uygulama olan imar barışına karşıyım.

Bizim gibi deprem ülkelerinde imar affı yapmak demek depremde binaların yıkılmasına yaldızlı davetiye çıkarmak demektir.

Takdir edersiniz ki binalarımız ne kadar kurallara uygun olursa o kadar sağlam ve dolayısıyla depreme de o kadar dayanıklı olur.

Ver parayı, al belgeyi

Adam binasını kaçak göçek yapmış veya plana projeye uymadan kafasına göre eklentiler, çıkıntılar yapmış ve bu yüzden iskân ruhsatı alamamış (ki Bartın’ın yarısı, belki de yarısından çoğu böyle) sonra gitmiş imar barışından yararlanarak binasını yasal hale getirmiş.

Bu kadar hayati bir konuda “ver parayı kurtul” yaklaşımını son derece yanlış buluyorum.

Belki şimdi kurtuluyorsunuz ama ya depremde.

Nitekim depremde yıkılan binaların çoğunda usulsüzlükler olduğu ortaya çıkıyor.

Biz affediyoruz ama doğa affetmiyor.

Nasıl ırmak ve dere kenarına ya da heyelanlı alana yaptığınız bina bir selde çöküp kayıp gidiyorsa imara aykırı yapınız da biraz büyük bir depremde yerle bir oluyor.

Devlet imara aykırı yapıları affetmek yerine baştan inşaat yapılırken sıkı denetim yapmalı, usulsüzlüğe fırsat vermemeli.

İmara aykırı binayı mimar yaptı ise mimarın, mühendis yaptı ise mühendisin diplomasını, müteahhit yaptı ise onun da karnesini, çalışma iznini iptal edersin, yapana da yaptırana da okkalı cezalar verirsin olur biter.

Alın size çözüm!

Yapı kayıt belgesi var, tapu yok

Bu madalyonun bir yüzü.

Gelelim madalyonun diğer yüzüne.

İmar barışı düzenlemesine başvurup payına düşen parayı ödeyip bakanlıktan yapı kayıt belgesi alanlar bunu tapuya işlettirmek için (kat mülkiyeti) gittiklerinde eğer sit alanı içindelerse olumsuz yanıt aldılar, tös-tös geri döndüler.

Sebebi düzenlemenin sakat çıkması.

Düzenleme yapılırken sit konusu hesap edilmemiş.

Veya edilmiş de farzı misal biz vatandaştan aldığımıza bakalım denilmiş de olabilir.

Sit alanının patronu koruma kurulu.

Sit içindeki yapılaşma kurulun iznine tabi.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu benim bölgeme benim iznime göre bina yapabilirsin diyor.

Bu yetkiyi de yasalardan alıyor.

Topal ördek

İmar barışına giren yapılar usulsüz olduğundan kurul da sit alanı içinde olup da imar barışından faydalananların tapu almasına engel oluyor.

Sit alanındaki vatandaşların karşısına tapu aşamasında kurul çıkıyor.

İmar barışı ile (hokus pokus) yasal hale gelen binalarını tapuya işletemiyorlar.

Böyle olunca devlet de yapı kayıt belgesinden aldığı kadar, belki de daha fazla parayı tapudan alamıyor.

Önemli bir gelirden mahrum kalıyor.

Dolayısıyla sit alanı için yeni bir düzenleme gerekiyor.

Elindeki yapı kayıt belgesi ile tapudan geri dönen çok vatandaş var.

Düzenleme yapınca tam yapmak lazım, böyle yarım yamalak değil.

İmar barışı bu açıdan bakıldığında topal ördek görünüyor.

İmar affı başlı başına bir sakatlık, tapu aşamasının sit bölgesinde kurula takılması da düzenlemenin eksik olduğunu göstermesi bakımından başka bir sakatlık. Buradan duyurmuş olalım.

KUDÜS’E BİR İKİ…

Hacılardan hocalardan söz ettiğim bir önceki yazımda 3 kere umreye giden ve bana göre hacca gitmeden hacılık sıfatına nail olan Bartın’ın Aydın Doğan’ı Hacı Ahmet Oktay’dan bahsederken hac ve umre organizasyonlarında Bartın’da söz sahibi olan Hacı Mücahit Mekeç’in gazetecileri de kutsal topraklara taşıdığını, bana da Kudüs sözü olduğunu hatırlatmıştım.

Merak edenler olmuş.

Herkes gidiyor Mersin’e sen gidiyorsun tersine, neden Kudüs diye soranlar oldu.

Ben de şöyle izahat verdim;

Bunda şaşıracak ne var?

Kudüs sadece İsrailliler için kutsal bir şehir değil ki.

Hazreti Süleyman tapınağını burada kurdu ise Hazreti Muhammed de Mirac’a burada yükseldi.

Ayrıca Hazreti İsa çarmıha burada gerildi ve gömüldü.

Yani Kudüs Yahudiler için neyse Hristiyanlar ve Müslümanlar için de öyle.

Ağlamak istiyorum

Üç dinin kutsal kenti Kudüs’ün Asur, Babil, Pers, Roma, Bizans, Osmanlı, Arap ve Yahudi uygarlıklarına da ev sahipliği yapan bir yer olduğunu söylememe gerek var mı bilmiyorum.

Bir de meşhur ağlama duvarı var.

Burada ağlayıp dua etmek ve niyet tutmak çok önemli bir gelenek.

Gitmişken ağlama duvarında, artık iyice yaşanmaz hale gelen virüszede dünyamızın haline ve 30 yıl gazetecilik yapıp da bir kedisi bile olmayan kendime ağlamadan dönmek olmaz.

İçimi çeke-çeke, kafamı bu duvara vura-vura, doya-doya ağlamak ve açılmak istiyorum))

Roma’daki aşk çeşmesine para atar gibi dua okuyup niyet kâğıdına yazacağım dileği duvarın arasındaki deliklere sıkıştırmak da yapmak istediğim bir başka önemli görev.

Bakarsınız Allah bu saatten sonra yürü ya kulum der, belki kısmetim de açılır, belli mi olur))

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Başakşehir FK3469
  • 2Trabzonspor3465
  • 3Beşiktaş3462
  • 4Sivasspor3460
  • 5Alanyaspor3457
  • 6Galatasaray3456
  • 7Fenerbahçe3453
  • 8Gaziantep FK3446
  • 9Antalyaspor3445
  • 10Kasımpaşa3443
  • 11Göztepe3442
  • 12Gençlerbirliği3436
  • 13Konyaspor3436
  • 14Denizlispor3435
  • 15Çaykur Rizespor3435
  • 16Yeni Malatyaspor3432
  • 17Kayserispor3432
  • 18MKE Ankaragücü3432
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA