Advert
Arif ÜÇLER
Arif ÜÇLER
Giriş Tarihi : 24-06-2020 16:45

Vefa sadece semt adı olmamalı

Emekli gazeteci Arif Üçler’den veciz bir yazı daha… Üçler, bu kez, Sevgi Salcı’nın organizasyonu ile meslek büyüklerine gerçekleştirdikleri vefa ziyaretlerini, Hacı Bulut’un pullarını, Yusuf Aldatmaz’ın gelecek seçimdeki şansını, 65 yaş üstünün kolonyasını, SGK’nın ilaç politikasını ve Ahmet Oktay’ın kendisine yıllar sonra nasıl hak verdiğini yazdı.

Bartın Belediyesi Özel Kalem Müdürü, eski gazeteci, değerli meslektaşımız Sevgi Salcı’nın organizasyonuyla bir grup gazeteci bir araya gelerek meslek büyüklerimizi ziyaret ediyoruz.

İşe önce hasta olduğu için Sefai Ak’dan başladık.

Allah şifa versin, Sefai abi benim de başıma musallat olan şeker hastalığı ve ona bağlı rahatsızlıklardan dolayı epeydir evde.

Bizi görünce çok mutlu oldu.

Eski günlerden konuştuk, anıları tazeledik.

Zor günlerinde onun yanında olmanın huzuru içindeydik.

Allah hepimize sağlık versin.

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.

Bir sürü malım, mülküm, param olacağına sadece sağlığım olsun yeter.

Valla şahsen ben başka hiçbir şey istemem.

Sağlık en büyük zenginlik, en büyük mutluluk.

Keşke gençlik gibi kaybetmeden değerini bilebilsek.

 Geçmişe yolculuk

Aradan iki hafta geçti.

Sonra gittik değerli büyüğümüz Esen abinin (Esen Aliş) kapısını çaldık.

Esen abinin maşallahı var.

Bizi Yalı’daki evinin bahçesinde en sağlıklı haliyle karşıladı, ağırladı, uğurladı.

Çiçeklerin içinde malta eriği ağacının meyvelerinin altında güzel sohbetler yaptık.

Yakında 97. yayın yılına girecek olan Bartın’ın simgesi, asırlık çınar Bartın Gazetesinin arşivlerine ve fotoğraf albümlerine baktık.

Şehrimizin hafızası araştırmacı yazar Çetin Asma’nın enfes bilgi sunumu eşliğinde Bartın’ın 100 yıllık geçmişine nostaljik bir yolculuk yaptık.

Bol bol gazetecilik konuştuk.

Hacı’nın pulları

Ziyarette hazır bulunan Manşet Gazetesi Sahibi Hacı Hasan Bulut’un pullarını da konuştuk.

Esen abi karantina dönemini bahçede arşiv ve fotoğraf düzenlemesi yaparak değerlendirmiş.

Hacı da kahvede oyunlar yasak olduğundan evde pul koleksiyonunu düzenlemiş.

Benden sonra emekli olarak Bartın’ın gazetecilikten emekli ikinci gazetecisi unvanını elde eden Hacı tüccar zihniyetli bir gazetecidir.

Koleksiyonunu düzenleyerek satışa hazır getirmiş.

Güzel bir fiyata okutacağına hiç şüphem yok.

Henüz görme fırsatım olmadı ama demesine göre büyük bir koleksiyonu varmış.

Özellikle Atatürk pulları konusunda oldukça iddialı.

Bir de İş Bankası pulunun üzerinde önemle duruyor.

Bugünlerde yana yana İş Bankası pulu arıyor.

Halil Tekin duysa kesin bir teori üretir buna. .

Anladığımıza göre zengin koleksiyonunun en önemli eksiklerinden biri bu pul.

Elinde böyle bir pul olan varsa Hacı ile temas kursun, sevaptır.

Ben baktım, yok.

Gençliğimde böyle bir merakım vardı.

İki küçük defter-albüm doldurdum, merakım geçince öylece kaldı.

Benim gibi mütevazi bir koleksiyonu bulunan Yusuf Aldatmaz da bakmış, onda da yok.

Ne İş Bankası’ymış be.

Hükümet de biliyorsunuz Atatürk’ten CHP’ye geçen hisselerin hazineye devri konusunda İş Bankasına takmış durumda.

Hükümet İş Bankası hisseleri, Hacı da İş Bankası pulu diyor başka bir şey demiyor.

Bakalım bu işin sonu nereye varacak.

Bekleyelim görelim.

Anlamlı hediye

 Sevgi’nin organizasyonuyla gerçekleşen ziyarette araştırmacı yazar Çetin Asma, Bartın Gazeteciler Derneği Başkanı Manşet Gazetesi Sahibi Hacı Hasan Bulut, 74 Medya İnternet Sitesi Sahibi Turhan Öztürk ve bendeniz emekli gazeteci Arif Üçler, Esen abinin bahçesindeki malta eriği ağacının gölgesinde güzel sohbetler yaptık.

Malta erikleri sohbetimize renk, ağzımıza lezzet kattı.

Bartın’da sadece malta eriği değil kivi de oluyor, limon da oluyor, portakal da oluyor, mandalina da oluyor, karpuz da yetişiyor, zeytin de.

Neymiş?

Demek ki yapınca her şey oluyormuş.

Eeee, boşuna dememişler ne ekersen onu biçersin diye.

Esen abiye yaptığımız ziyarette güzel sohbetimizi güzel resimlerle süsledik.

Ziyaretlere boş gitmiyoruz tabii ki.

Sevgi ev sahibine fincan takımı takdim ediyor.

Bir kahvenin 40 yıl hatırı olur derler.

Hediyemiz böylesine anlamlı yani.

 Derneksiz Basın Birliği

Esen abinin maşallahı var dedik ya, Sevgi Salcı’da öyle.

Belediyenin, başkanın onca işine koşturuyor, her gün bir sürü şeye kafa yoruyor, sonra da böyle vefalı işlerle uğraşıyor.

Bu ziyaretlere vefa ziyaretleri adını takan da o’dur.

Vefa, insan ilişkilerinin genelde menfaat-maddiyat üzerine kurulduğu, hatır-gönül-saygı-sevgi gibi değerlerimizin eskilerde kaldığı günümüzde sadece İstanbul’da bir semt adı olarak kalmış gibi görünse de tamamen kaybolmuş değil.

Gazetecilerin büyüklerine vefasını yansıtan, birlik beraberlik ve dayanışmayı güçlendirmeyi de amaçlayan ziyaretlerimiz devam edecek.

Bunu da buradan haber vermiş olalım.

Arkadaşımız Sevgi Salcı’nın Derneksiz Basın Birliği adı altında başka bir faaliyeti daha olmuştu.

Avuç içi kadar bir yer olan Bartın’da böl-parçala-yönet mantığına uygun 4 tane gazeteci derneği olmasına bir anlamda tepki olan, bunu biraz da ti’ye alan bu girişim de vefa ziyaretleri kadar önemli idi.

Bartın’dan bilmem kaç misli büyük birçok ilde bile bizimki kadar günlük, haftalık gazete yok.

Sokakta yürürken gazeteciye çarptığınız bir ilde aslında 4 tane dernek az bile ya neyse.

Mezarlıktakilere de vefa

Sevgi daha önce şubat 2016 da vefat eden meslektaşımız Sıtkı Gevrek’e de evde tedavi görürken geçmiş olsun ziyareti düzenlemişti.

Allah rahmet eylesin Sıtkı abiye ben gidememiştim.

Madem vefa ziyaretleri yapıyoruz, o zaman bir gün mezarlığa da gidelim.

Rahmetli Cemal Aliş, Şevket Salcı, Feridun Abancı, Kurtuluş Kaptan, Sıtkı Gevrek, Bartın’a televizyon (Kanal 74) ve gazete (Bölge) kazandıran Avni Çelebi, Ulus’ta Galip Arslan ve ebediyete intikal edip de şu an aklıma gelmeyen başka isimleri de ziyaret edelim ve dua okuyalım.

BABAM KOLONYASINI İSTİYOR

Biliyorsunuz virüs ülkemizde etkili olmaya başladıktan sonra zora giren yaşamı kolaylaştırmak ve desteklemek amacıyla bir dizi karar alındı.

Bu kararlar arasında eve kapanan 65 yaş üstüne bedava kolonya ve maske dağıtılması da vardı.

İstanbul’un pilot olduğu ve orada 1 milyondan fazla dağıtım yapıldığını gazete ve televizyon haberlerinden öğrendik.

Merkezi İstanbul’da olan büyük medyamız İstanbul’a kar yağmayınca Türkiye’ye nasıl kışı getirmiyorsa büyüklerimiz de maske ve kolonyayı orada dağıttık ve böylece bütün Türkiye’yi halletmiş olduk mu sandılar acaba?

Nisan ayından bu tarafa 3 ay geçti.

84 yaşındaki babama ne kolonya geldi, ne maske.

Valla ben aracıyım.

Babam soruyor, nerede kaldı benim kolonya ile maske diyor.

Kime soruyor?

Tabii ki iktidar partisi milletvekiline.

Tabii ki valiye.

İyice anlaşılması bakımından soru şu;

Nerede babamın ve babam gibi olup da bu destekten yararlanamayanların kolonyası ve maskesi?

Hadi maske neyse de kolonya koronadan sonra altın gibi değerlendi.

Fiyatı 3’e 5’e katlandı ve uzun süre bulunmadı biliyorsunuz.

Babam kolonyasını istiyor.

Tabii ki maskesini de.

Elçiye zeval olmaz derler.

Dedim ya ben aracıyım.

Sayın ilgililere iletmiş olayım.

BU NE PERHİZ

Babamın düzenli olarak kullandığı 10’dan fazla ilaç var.

Bunları aile hekimine yazdırarak alıyoruz.

Doktor 3 kutu yazıyor ama sistem hazretleri en fazla bir kutu veriyor.

Belki de utanmasa yarım kutu verecek ya da tane ile verecek.

Kimi ilaç 10 günde bitiyor, kimisi 15 günde, kimisi de bir ayda.

Bu da demek oluyor ki zırt-pırt aile hekimindeyiz.

Hem pandemi var, evden çıkmayın diyorsunuz, hem de beni ve benim gibi binlerce, onbinlerce kişiyi 10-15 günde bir, ayda bir aile hekimine ilaç yazdırmaya gönderiyorsunuz.

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?

Maksat vatandaşın ayağını sokaktan kesmek değil mi?

Ayrıca sağlık kuruluşlarında daha çok virüs olduğunu da söylememe gerek yoktur herhalde.

Kavgada yumruk sayılmaz derler.

Hiç olmazsa pandemi döneminde ilaç hesabı yapmayın be kardeşim.

Ağanın eli tutulmaz.

Üç beş kutu verin ki hastalarla yakınları da ortalıkta dolaşmasın!

Devlette bir sürü maaş alan bir sürü danışman, başdanışman var.

Onların aklına hiç mi böyle şeyler gelmez.

Anlamadım gitti!

TAVLA BAHANE, SOHBET ŞAHANE

İskambil oyunlarının babası briç de dahil olmak üzere bilmediğim oyun yoktur.

Tavlayı lise çağlarımızda Aşağı Çarşı’daki Bacanak birahanesinin önünde Abdi amcanın oğlu Abdi (Abdullah Cece), karşısındaki parfümerinin sahibi Kemal abinin oğlu Necmi ile oynardık.

Bu satranç gibi beyin jimnastiği olan zihin açıcı oyunu 40 yıl öncesinden, taaa o zamanlardan bilirim.

Kahve kültürüm yüksektir.

Rahmetli annem şekerden iki bacağını da kaybedip yatağa bağlı kaldıktan sonra işten eve, evden işe moduna geçip kahveden ayağım kesilince tam 13 yıl boyunca elime hiç oyun değmedi desem yalan olmaz.

Annem vefat edeli 4 yıl oldu.

4 yıldan bu yana da oyunla alâkam olmadı.

Soğumuşum belli ki.

Nasıl bıraktıysam öyle gidiyor yani.

Derken geçenlerde orucu bozdum.

Yusuf Aldatmaz’ın bizim bir alt sokakta (Kavaf sokak) yaptırıp kiraya verdiği evlerin yanında yazıhane tabir ettiği küçük bir müştemilatı var.

Burada (mekânı cennet olsun) rahmetli Cahit amca bulmaca çözer, kafasını dinlerdi.

Cahit amca vefat ettikten sonra baba yadigârı bu yazıhaneye Yusuf takılmaya başladı.

Burada samimi arkadaşları ile bir araya gelerek sohbetler yapıyor, tavla maçları da bu sohbetlere heyecan ve neşe katıyor.

4-0’dan 5-4

Bizim Turhan (Turhan Öztürk) yazıhanenin müdavimlerinden.

Turhan, 90’lı yılların başlarında Kemer’de birlikte çalıştığımız, Bartın’da yetişen, gazeteciğini İstanbul’da geliştiren kalemi sağlam, gazeteci diyebileceğimiz iyi bir arkadaşımızdır.

Tabii tavla oynamak gazetecilik yapmaya benzemez.

Aralarındaki maçlarda Aldatmaz’ın ezici bir üstünlüğü var.

Eski tavlacıyım, ben ona benzemem, seni yenerim dediysem de geri adım atmayan Aldatmaz bir, iki, üç derken dört sıfır yapınca keyiften dört köşe oldu.

Tabii ki rehavete kapıldı ve dalgasını geçmeye başladı.

Ben istifimi hiç bozmuyorum, kendimden emin bir şekilde oyuna devam ediyorum tabii.

17 yıl sonra zarları ilk defa elime almışım.

Haliyle 4-0 da ancak ısındım.

Şimdi başlıyorum, bu kadar avans yeter dememle oyunları birer birer seriye bağlayıp almam bir oldu.

Ve maçı 4-4’e getirdim.

Bu gazla son eli de kazanınca çekişmeli geçen maçı 5-4 almış oldum.

Müthiş geri dönüşe arkadaşımız Turhan Öztürk de başından sonuna kadar hayretle şahit oldu.

Tecrübe böyle kazanılıyor

 4-0’dan 5-4, sanki belediye seçiminin kopyası gibi.

Aldatmaz, Bartın Belediye Başkalığını da bu şekilde kıl payı kaybetmişti.

Tavlada açık ara önde olup kazanmaya çok yaklaştığı maçı son anda kaybederken oyların kafa kafaya çıktığı yerel seçimde de belki de kazandığı belediye başkanlığını son anda, son birkaç günde Cemal Akın’ın hamlelerine cevap veremeyince ve belki de tavladaki gibi rehavete de kapılınca az farkla kaybetti.

2002 öncesi birlikte siyaset yaptığı, Bartın’a çok hizmeti geçen eski milletvekilimiz eski bakan Zeki Çakan’ın taktiklerini kullansaydı belki ipi göğüsleyecekti, bu da ayrı konu.

Öyle olsaydı böyle olmazdı diyebileceğimiz daha pek çok şey söyleyebiliriz.

Yapılanlar ve yapıl(a)mayanlar gelecek seçimlere ışık tutar,  yol gösterici olur.

Seçimler kazanılır, kaybedilir.

Kaybedilirken de pek çok şey kazanılır.

Yusuf Aldatmaz’ın da çok önemli kazanımları oldu.

Ve bu kazanımları onu gelecek seçimde belediye başkanlığının en iddialı ismi haline getirdi.

Kim ne derse desin (arkadaşım diye söylemiyorum), Aldatmaz bir sonraki seçime çok daha iyi bir konumda girecektir.

Bunu şuna dayanarak söylüyorum;

Kendisini bütün Bartın’a tanıttı, artık herkes tarafından biliniyor.

Tecrübe kazandı ve bu çok önemli.

 İşin peşini bırakmazsa

3 dönemdir seçim kazanan Cemal Akın’ın kaybede-kaybede bu noktaya geldiğini hatırlatmak isterim.

Kaybederken her seferinde eksiklerini de görerek tecrübe kazandı, ismini herkesin kafasına soktu, yeni bir heyecanla yılmadan, bıkmadan, küsmeden yola devam etti, herkesi kucakladı.

Cemal Akın başarıya bu şekilde ulaştı.

Aldatmaz’ın şimdi böylesine önemli kazanımları var.

Bir avantajı da arkasında iktidar gücü olmasıdır.

Bir başka avantajı da önemli bir rakip olan Cemal Akın’ın milletvekili adaylığına yönelmesidir.

Başkan Akın’ın böyle bir açıklaması yok ama gidişat onu gösteriyor.

Ve benim düşüncem de o yönde.

Aldatmaz eğer küsmez de işin peşini bırakmazsa, önceki seçimde gördüğü eksikleri giderir ve daha çok çalışırsa hedefine ulaşır diye düşünüyorum.

Laf lafı açtı

Tavladan nereye geldik.

Laf lafı açıyor işte ne yaparsın.

Aldatmaz’ı 30 senedir tanırım.

Dostluğumuz, arkadaşlığımız iyidir.

Tavla muhabbetimiz de pek güzel oldu.

Keyifli, eğlenceli bir gün geçirdik.

Bizimkisi gırgır, şamata olsun.

Birlik beraberlik olsun.

Kaynaşma olsun, dayanışma olsun.

Birbirimize takılmak olsun.

Dahası spor olsun.

Tavla bahane, sohbet şahane.

Daha ne olsun.

Ahmet Hakan’dan neyim eksik

Ahmet Hakan, Hürriyet’te, yaptığı tavla maçlarını da yazar.

O yazıyor madem ben niye yazmamayım dedim.

Öyle ya benim başım kel mi.

Bir de takdir edersiniz ki; 4-0 geriden gelip müthiş bir geri dönüşe imza atarak 5-4 kazanmak da her babayiğidin harcı olmayıp yazı konusu olmayı ziyadesiyle hak eder.

Böyle bir yazının yazılması için önemli bir sebeptir bu.

Aslında mütevazi olmak lazım.

Bunun rövanşı da var.

4-0’dan 5-4’ün acısı ancak 5-0’la çıkar.

İşte o kötü olur.

Bu işi iyi bilirim ama öyle atıp tutmak da istemem.

Bilmek yetmez, şans da olacak.

Futbol tabiri ile top sizi sevecek yani.

O bakımdan her şey ihtimal dahilinde.

Yenmek de var yenilmek de.

Dedim ya bizimkisi spor olsun.

Spor olsun, dostluk olsun, sağlık olsun.

GEÇ DE OLSA ANLAŞILDIM

Bartın’ın Aydın Doğan’ı Hacı Ahmet Oktay, sosyal medyada, yıllar sonra beni anladığını gösteren bir paylaşımda bulunmuş.

Ahmet’e Aydın Doğan dedim çünkü bildiğim kadarıyla biri İstanbul’da,  ikisi günlük biri haftalık 3’ü Bartın’da 4 gazetesi ve bir medya şirketi olan, ayrıca sosyal medyadan televizyon yayını yapan ve BMW’ye binen bir gazete patron oldu çıktı karşımıza.

Hacı dedim çünkü yine bildiğim kadarıyla 3 kere umreye gitti.

Bu sefer hacca da gidecekti ama Suudiler bu sene koronadan dolayı ülke dışından hacı adayı kabul etmiyor.

Birden fazla umre yaptığı için artık yarım değil tam hacı olmuş sayılabileceğinden hacı sıfatının uygun olacağını düşündüm.

Bu arada gazetecileri kutsal topraklara taşıyan Hacı Mücahit Mekeç’e bana Kudüs sözü olduğunu da buradan hatırlatmış olayım.

Bu kadarını görmedim

Bakın Ahmet ne demiş:

Yazısından bir bölüm şöyle;

“Son zamanlarda bakıyorum, iyiden iyiye saçmalıyorlar. 29 yıllık meslek hayatımda bu kadarını da görmedim.

Bir zamanlar Arif Üçler’e çok kızardım. ‘Eline fotoğraf makinesi, kolunun altına ajanda alan, gazeteci oldu’ derdi.

Kulakları çınlasın Arif Üçler’in...

Şimdi elinde telefon ve sosyal medya hesabı olan gazeteci oldu.... sözlerini arar olduk”

Yazısının altına cevaben yazdıklarımı bir de buradan paylaşayım.

Gelin birlikte okuyalım;

Neler gördüm neler

“Mesleğe 1989’da başladım. 2018’de emekli oldum.

Emekliliğimi duyuran haberlerde de belirtildiği üzere Bartın’ın gazetecilikten emekli ilk gazetecisiyim.

Benim bir zamanlar yakındığım konulardan şimdi Ahmet Oktay’ın yakındığını üzülerek görmekteyim.

30 yıllık meslek yaşamımda neler gördüm neler.

Öyleleri vardı ki; cümle kurmasını bilmiyor, yazı yazmasını bilmiyor, bilgi yok, fikir yok, Türkçe yok, kompozisyon yok, edebiyat yok ama gazeteci.

Hem de herkesten çok gazeteci.

Ben o yazıları; hiçbir şey olamayan bazı kişilerin gazeteci olduklarını gördüğüm için yazdım. Bu mesleği gazetecilik yapmak için değil gazeteciliği, kamu yararını, toplum menfaatini ön planda tutmak için değil, sadece ve sadece kendi çıkar ve menfaati için yapanları gördüğüm için kaleme aldım.

Yol geçen hanı

Niye? Mesleğimiz itibar ve saygınlık kaybetmesin diye.

Gazetecilik inanılır ve güvenilir olsun diye.

Bu meslek her canı isteyenin kolaylıkla içine girip yapabileceği bir meslek olmamalı.

Her isteyen gazete açamamalı.

Gazete açmak bakkal dükkânı açmaktan daha kolay olmamalı.

Nasıl her isteyen doktorluk, mimarlık, avukatlık, eczacılık, öğretmenlik, polislik, subaylık ve daha başka pek çok mesleği yapamıyorsa bu da öyle olmalı.

Bir kriter, bir ölçü, bir seviye olmalı.

Bu işin şartı-şurtu olmalı.

Hükümet mi yapacak, meslek örgütleri mi yapacak, kim yapacaksa gazeteciliğe bir düzenleme getirilmeli diye çok yazdım.

Halen daha aynı görüşteyim.

Gazetecilik yol geçen hanı olmamalı”

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Başakşehir FK2960
  • 2Trabzonspor2958
  • 3Sivasspor2953
  • 4Galatasaray2952
  • 5Beşiktaş2950
  • 6Fenerbahçe2946
  • 7Alanyaspor2945
  • 8Göztepe2938
  • 9Antalyaspor2937
  • 10Gaziantep FK2935
  • 11Kasımpaşa2935
  • 12Denizlispor2932
  • 13Gençlerbirliği2931
  • 14Çaykur Rizespor2929
  • 15Yeni Malatyaspor2928
  • 16Kayserispor2928
  • 17Konyaspor2927
  • 18MKE Ankaragücü2925
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA