Advert Advert Advert
Arif ÜÇLER
Arif ÜÇLER
Giriş Tarihi : 11-01-2022 11:35

ÖNCELİKLERİMİZ YANLIŞ

Ne zaman kar yağsa en çok yaşadığımız sıkıntıların başında elektrik geliyor.

Hele yüksek kesimlerdeki köylerde yaşıyorsanız yandınız.

Günlerce karanlıkta kalabilirsiniz.

Kesintilerin en büyük sebebi de yaz kış yapraklarını dökmeyen ağaçlar.

Bu ağaçlar, üzerinde biriken karların ağırlığıyla ya yıkılıyor ya da eğilerek tellerin üzerine yatıyor.

Peki, ne yapmamız lazım?

Ağaçları il genelinde düzenli budamak da bir çözüm ama asıl çözüm tabii ki bütün telleri yer altına almak.

Elektrik hatları köyde kentte tamamen yer altına alınmadığı sürece her şiddetli rüzgârda, fırtınada, karda kesinti kaçınılmaz.

Bakın her kış, her kar aynı manzara.

Ya direk yan yatmış, yıkılmış ya da kardan yıkılan ağaçlar, dallar telleri koparmış.

Elektrik altyapısı-üstyapısını sağlama almadığımız, güçlendirmediğimiz sürece daha çok yıllar, kışlar sıkıntı çekeriz.

KAYNAK UÇUK PROJELERDE

Diyeceksiniz ki iyi de bütün Türkiye’de telleri yar altına almaya gücümüz yeter mi, bu kadar paramız var mı?

Böyle zaruri ihtiyaçlar dururken, Çanakkale köprüsü ve Kanal İstanbul gibi devasa projeler bizim için lüks.

Sadece Bartın’a yapılacak Millet Bahçesinin maliyeti 33 milyon 463 bin lira.

33 milyon lira ile altyapıda neler yapılır neler.

Ve tasarruf yapmamız gereken öyle çok şey var ki.

İşte sorunun cevabı.

Para burada.

Önce enerji, su, kanalizasyon, sağlık gibi hayati önem taşıyan ve ihtiyaç duyulan hizmetleri Avrupai hale getir, dört dörtlük ver, bunların ülke genelinde bütün alt ve üstyapısını yap, sonra köprü mü yapacaksın, kanal mı yapacaksın, yol mu yapacaksın ne yapacaksan yaparsın.

Elektriği özelleştirdim, bu iş şirketlerin işi, su ve kanalizasyon işi de belediyelerin, ben karışmam, onlar yapsın diyebilir misiniz?

Eğer derseniz yanlış olur.

YAMALI BOHÇA GİBİ

Ben iktidar olsam bu hizmetleri kendim yapardım, sonra da parasını İller Bankasının yaptığı gibi, elektrik şirketlerinden ve belediyelerden her ay taksit-taksit keserdim.

Çanakkale köprüsü, Kanal İstanbul, Millet Bahçesi vesaire…

Bunlar sonraki işler.

Önce elektrik, su, kanalizasyon sorununu çöz, sonra diğerlerini yap.

Bakın Bartın’a, su hatlarımız sık sık arıza veriyor.

Kanalizasyon hattımız ondan daha berbat.

Vidanjör (lağım tıkanıklarını açmak için kullanılan araç).ekiplerle beraber sokaklarda her gün cirit atıyor.

Kevgire dönen ve en küçük bir şeyde mağduriyet yaratan su hattını arıza çıktıkça patlak boruları değiştire-değiştire yenilemeye çalışıyor belediye.

Mübarek hat yamalı bohça gibi.

Sil baştan yenilenip güvenli hale getirilse sorunsuz çalışacak.

Elektrik de öyle.

Arıza olması için kara-kışa ne hacet?

Normal havada da karanlıkta kaldığımız çok oldu, oluyor, olacak.

Genel yönetimin de yerel yönetimlerin de öncelikleri yanlış.

Öyle çok lüzumsuz yere ve gösteriş olsun diye para harcıyoruz ki burada sıralamaya kalksam sayfalar tutar.

Ayranımız yok içmeye tahterevalli ile gidiyoruz bilmem ne yapmaya.

İKLİM KRİZİ DE ÖNCELİĞİMİZ

İstanbul’un su kaynakları azalacak, tarım alanları yok olacak.

Şehir daha da betonlaşacak.

İstanbul'un kanala değil, iklim krizine karşı projelere ihtiyacı var.

Diyen Greenpeace Akdeniz - Türkiye bir başka önceliğimize dikkat çekiyor.

Aklın yolu bir.

Aynı şeyleri söylüyoruz.

Kanala varıncaya kadar yapmamız gereken o kadar çok iş var ki, say-say bitmez.

ÖNERGEMİZ CEVAPLANDI

Kasım ayında yazdığım bir yazıya “Soru önergesi” başlığı koyup “Önümüz kış. Geçen kış yaşadığımız mağduriyeti unutmadık. Enerjisa bu kışa ne kadar hazır? Hat boyundaki ağaçlar büyük sorun. Altyapıda ve üstyapıda ne durumdayız? Önlem alındı mı?” gibi sorular sormuştuk.

Cevabı şirket değil tabiat verdi.

Yaşayarak öğrendik yani.

Aynı sorunları tekrar gördük.

Yine çoğu aynı sebepten (ağaçlar) günlerce elektriksiz kalan yerlerimiz oldu.

Çözüm yukarıdaki yazının içinde.

Havai hatlar yeraltına alınacak.

Ortada ne direk kalacak ne de tel.

İyi de kim alacak?

Onu da yazdım yukarıdaki yazıda var.

Bu işler öyle gazetelere paralı ilanlar verip en iyi hizmeti veriyoruz diyerek kendini poppohlattırnakla olmuyor!

Hizmeti kesintisiz istiyoruz, parayı kesintisiz aldığınız gibi!

MERASIZ KÖY OLUR MU?

İşte size bu iktidar döneminde “bu da oldu” diyebileceğimiz bir şey daha.

Tapusu devlette, kullanım hakkı köylüde olan meralar (otlaklar) satılıyor veya kiraya veriliyor.

Diyeceksiniz ki her şey bitti de buralar mı kaldı?

Kalmış demek ki.

Köylerin nefes aldıkları yerlerin bile elden çıkarılması, durumumuzun pek de iç açıcı olmadığını gösteriyor.

Paraya sıkışık olduğumuzu Hindistan’daki sağır sultan bile duydu.

Ne var ne yok satıyoruz gördüğünüz gibi.

Bartın’da geçen yıl haziranda çok sayıda köyün merası için ihale duyurusu yapılmıştı.

Duyuru resmi ilan alan ve zaten resmi gazete gibi çalışan, etliye-sütlüye karışmayan yerel gazetelerden birinde yapıldı ve böyle şeyler için atmaca gibi bekleyen bazı kişilerin dışında çok fazla kimsenin haberi olmadı.

HABERLERİ YOK

Öyle ki ne muhtarın haberi var ne de köylülerin.

Köylü, kullanım hakkından dolayı mal sahibi sayılır ama ancak ihaleye çıkınca duyuyor.

Meraların satılması ayrı yanlış, köylünün bu işten haberdar edilmemesi ayrı yanlış.

Köyde okul, cami, spor alanı, park, hayvanlar için otlak, köy konağı, düğün salonu gibi önemli ihtiyaçlar hep meralardan giderilir.

Meraları satanlar ileride bu ihtiyaçları vatandaşın tapulu yerini kamulaştırarak mı gidermeyi düşünüyor acaba?

Eskiden vatandaş her şeyi devletten beklerdi.

Şimdi devlet her şeyi vatandaştan bekler hale mi geldi?

BEN DE YÖNETİRİM

Uzun zamandır, belki de en az 5 yıldır elime hiç eskimiş kâğıt banknot geçmedi.

İyi hatırlıyorum eskiden yırtık-pırtık, yıpranmış hatta bazı yazıları-rakamları silinmeye yüz tutmuş paralar vardı.

Bunları bantlardık, öyle kullanırdık.

Epeydir dikkat ediyorum da paralar hep gıcır-gıcır, yepyeni.

Jilet gibi, tıraş bile eder adamı.

O derece yani.

Nedir bunun sebebi hikmeti?

Bankalar piyasadan eski paraları toplayıp ütülemiyorlarsa eğer demek ki çok sık para basıyoruz.

Eğer öyleyse var mı karşılığı?

Valla olsa dükkân sizin.

Enflasyona sebep mi arıyorsunuz işte size boru gibi sebep!

Kimse kusura bakmasın, alınmasın, gücenmesin;

Her şeyi satıp savacaksak, kaynağı para basarak yaratacaksak, fedakârlığı-tasarrufu hep vatandaştan bekleyeceksek memleketi o zaman ben de yönetirim!

Hatta 86 yaşındaki babam da yönetir!!

 ZAMBAK ZUMBAK

Son aylarda zamla yatıyoruz zamla kalkıyoruz.

Başta gıda olmak üzere her şeye yüzde 100-300-500 zam.

Elektriğe yüzde 50-130 zam.

Doğalgaza yüzde 25 zam.

Asgari ücrete yüzde 50 zam.

Emeklilere yüzde 25 zamcık.

Özellikle gıda fiyatlarında dolar 8’den 18’e çıkarken yapılan fahiş zamlar dolar düşmesine rağmen inmedi.

İneceğini de sanmıyorum çünkü başta asgari ücret, elektrik, vergi, sigorta ve gaz olmak üzere giderleri iyice artan işyerlerinden bu ortamda indirim beklemek saflık olur.

Paran varsa yaşa, yoksa sürün ve öl.

Ne yazık ki böyle bir düzen var.

 İÇİMİZE SİNMİYOR

Yüzde 25 zam ve 2500 liralık emekli maaşı alt sınırı, yani zamcıklar, bu hayat pahalılığında emeklilerin çoğunun içine sinmedi, yarasına merhem olmadı.

İçine sinenler var ve onlar da tabii ki tuzu kuru olanlar (ensesi kalınlar-durumu iyi olanlar ve 5-6 bin liradan fazla maaş alanlar) ve fanatik AKP’li emekliler.

Yani dar gelirlinin halini bilmeyenler ve anlamayanlar.

Bu dünyada ama başka bir alemde yaşayanlar.

AZ ALANA AZ, ÇOK ALANA ÇOK

Bizim alemde yani dar gelirlilerin dünyasında yaşayan Türkiye Emekliler Derneği Zonguldak Şube Başkanı Hüseyin Memiş basın açıklamasında bakın ne diyor;

"Senelerdir dile getiriyoruz ama dinleyen yok. Biz yüzdelik zamlara karşıyız, seyyanen zam istiyoruz. Siz ne yapıyorsunuz az alana az, çok alana az alanın iki katı. Hiç olmazsa tabandakileri koruyun ki hayır duasını alın. Tabandaki asgari ücretten emekli olmuş gariban geçineceğim diye çocuklarına bakmak için inşaatlarda sağda solda ne iş olursa olsun yapıyor.

HAKKIMIZI HELAL ETMİYORUZ

Emekliliğin sefasını değil cefasını çekiyor. Ömrünün son dönemlerinde Allah'tan korkun bu pahalılıkta. 2500 lira ile bu gariban ne yapsın, ev kirasına, doğalgaza elektriğe, su parasına yetmiyor ki aldığı aylık emekliler nasıl geçinsin söyler misiniz? Emekliyi aç bırakan sizlersiniz. Beyler sizin ekonomistleriniz neye göre hesap yapıyor bunlar hesaptan ya haberleri yok ya da yaptıklarından zevk alıyorlar. Bizler size haklarımızı helal etmiyoruz. Öbür dünyada hakkımızı sizlerden söke söke alacağız. Allah sizleri bildiği gibi yapsın”

2500 ALDATMACASI

Helal olsun. Ağzına sağlık başkan!

Keşke genel merkeziniz de korkmasa da böyle açıklamalar yapsa!

En düşük emekli maaşının 2500 lira falan olduğu yok.

Bu durumdakiler 6 ayda bir verilen zamlardan yararlanamıyor.

Dönem zamları 2500’den önceki maaşların üzerine sayılıyor.

Bu zamlarla, ne zaman 2500’ü doldururlarsa o zaman yeni zam almaya başlıyorlar.

Yani 1-2 sene zam yok bu gariplerin çoğuna.

İLK SEÇİMDE SANDIKTA

Yeni zam almaya başlayınca da 2500 eriyecek 1500 olacak, 1000 olacak.

En düşük maaşlılar en düşük kalmaya devam edecek.

Bu durumda maaşı 2500 lira olanlar zam almış, iyileştirilmiş olmuyor ki.

Bunlara faizsiz kredi veya borç verilmiş oluyor.

Hem de 6 ayda bir geri ödemeli.

İş mi şimdi bu?

Ayrıca bu hayat pahalılığında yüzde 25 zam mı olur Allah aşkına?

Verdikleri zam elektrik-gaz parasına yetmiyor.

Bari oldu olacak; Fırıncıya söyleyin de emekliye ekmek de vermesin!

Türkiye Emekliler Derneği Zonguldak Şube Başkanı Hüseyin Memiş öbür dünyada hakkımızı sizden söke-söke alacağız demiş.

Öbür tarafa kalmaz bu iş merak etmeyin Sayın Memiş, ilk seçimde sandıkta gereğini yaparız!

YÜZÜNÜZ KIZARMADI MI?

Tüm Emekliler Sendikası İstanbul Şubesi tarafından yapılan basın açıklamasında emekli maaşlarına yapılan sefalet zamlarına verilen tepkiyi okuyalım şimdi de;

“Bizi çıldırtmayın. Maaş zamlarımızı yolunmuş kuşa çevirdiniz. Yüzde 25 verip, yüzde 100 geri aldınız. Hiç mi yüzünüz kızarmadı?

Dövizde yapılan oynamalarla, yandaşları daha da zengin ettiniz. Paramızı pul ettiniz. Hazinede para kalmadığından, emeklileri, emekçileri kendinize kul ettiniz.

Şehir içi ulaşıma, elektrik ve doğalgaza insafsızca zamlar yaptınız. Çarşı pazar yangın yerine döndü. Hayatımızı zehir ettiniz.

Aylık bağlama oranlarını yüzde 70’lerden, yüzde 20’lere düşürdünüz. Bizleri 2500 lira maaşa mahkum ettiniz”

Bu da CHP Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in tepkisi; “Biz ‘En düşük emekli maaşı en az asgari ücret düzeyinde olsun’ derken Erdoğan, 2 bin 500 lira ile emekliye resmen ‘Açlıktan ölün’ demiştir”

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da, İşçi Emeklileri Derneği'ni ziyaretinde emekliye yapılan zammın yetersiz olduğunu belirterek "Emekliler 2 bin 500 lira ile nasıl geçinecekler?" diye sordu.

KASAP ET DERDİNDE, KOYUN CAN

Emekliler, dar gelirliler hayat pahalılığı ile boğuşurken ve iktidar bu sorunu çözememişken AKP Milletvekili Yılmaz Tunç bu günlerde, sosyal medya hesabından, seçim bölgesine yapılan yatırımları sıralamakla meşgul.

Her yatırımı altına da “Bartın’ımız için icraatlarla dolu bir yıl oldu. Yeni yeni eserler kazandırmanın mutluluğunu yaşadık” notunu düşüyor.

Kazandıklarımız var da ya kaybettiklerimiz?

Acaba hangisi çok?

Eksilerin artıları götürdüğünü bilmeyen ya da bilip de bilmezden gelen Yılmaz Bey’in paylaşımın altına şöyle yazdım;

BUBAYIY CEBİNDEN Mİ YAPTIY?

“Rahmetli Süleyman Demirel, Konya’da bir mitingde konuşurken sizin gibi, ‘onu yaptık, bunu yaptık, şunu yaptık’ demiş.

Kalabalığın arasından bir vatandaş ‘Bubayıy (babanın) cebinden mi yaptıy’ diye bağırmış.

Demirel ne cevap vermiş, müdahale etmek isteyen polislere ne demiş?

Bunların hepsi candaş gazeteniz Sabah’ın yazarı Yavuz Donat’ın anılarında var.

Ben de size vatandaşın Demirel’e seslendiği gibi sesleniyorum;

Sayın Tunç bu yatırımları bubayıy cebinden mi yaptıy?

Milletin parasıyla millete hava atacağınıza emeklilerin durumunu düzeltin.

Hadi geçinin bakalım bu hayat pahalılığında 2500 lira ile 3500 lira ile.

Hadi ödeyin bakalım okkalı zamlarınızla şiştikçe şişen elektrik ve doğalgaz faturalarını!”

Sayın Tunç’tan ses yok.

İnsan tabiatı.

İşine geldiğini görmesi, duyması normal tabii ki.

Hiç şüpheniz olmasın; Seçmen de sandık önüne geldiğinde işine geldiği gibi görecek ve duyacaktır!

DOKTORLAR VE EMEKLİ VEKİLLER

Bir pratisyen hekimin 7 bin 500 lira ile geçinemediğini ve kendini fakir hissettiğini söyleyerek isyan etmesi Korkusuz gazetesine manşet oldu.

Neyse ki son zamlarla pratisyen hekimler artık 10 bin liranın biraz üzerinde maaş alacak.

Pratisyen hekimin isyanına konu olan rakama bir bakın, bir de 2 bin 500’lük emekli maşına bakın.

Doktor böyle derse emekliler ne yapsın?

Hadi söyleyin bakalım ne yapsın?

Ya emekli milletvekilleri?

Onlar ne yapsın?

18 bin 135 lira yetmiyormuş, geçinemiyorlarmış.

Onlar da maaşlarına zam istiyorlar.

Emekliler, memurlar, asgari ücretliler zam aldılar, biz de isteriz diyorlar.

Valiler bile bizi geçti diye isyandalar.

Bu arkadaşların durumuna ne kadar üzüldüm bilemezsiniz.

Vah, vah, vah.

Vah ki ne vah.

Hem de vah oğlu vah!

İHRACAT-İTHALAT

Yılmaz Tunç, maşallah nalıncı keseri gibi hep kendine yontuyor.

AKP döneminde ihracat uçmuş, rekorlara doymamış.

Kalem-kalem sıralamış, şu kadar dolarlık bu kadar dolarlık diye.

Dedik ya kasap et derdinde, koyun can derdinde.

Ama ihracat paylaşımın altına yapılan yorumlarda öyle çok eleştiri var ki Sayın Tunç, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmuş.

Bazı yorumlar şöyle;

İTHALATI DA KONUŞSANIZA

-          Dolarla mı maaş alıyorsunuz diyen bir hükümetin dolar üzerinden hesap yapması çok büyük çelişki.

-          Sayın Yılmaz Tunç bir de 2001 ile 2021’de yapılan ithalatı da yazın da dışa ne kadar bağlanmışız millet onu da bilsin.

-          Nebati ne yapmış yüzde 1.5 TRT katkı payını kaldırdık diye hava attı, sonra elektriğe yüzde 127 zam, Malatya halay ekibinden de hala haber yok.

TEPKİLER GAZETEDE

Bu yorumların daha fazlasını Halk Gazetesi ‘Tunç’un paylaşımı tepki çekti’ başlığıyla manşet yaparak yayınlamış.

Arkadaşları ara sırada da olsa gazetecilik yaptıkları için gözlerim yaşararak tebrik ediyorum.

Türkiye'nin 2020 rakamlarıyla ihracatı 169,5 milyar dolar, ithalatı 219 milyar dolar ve ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 77,3 ve dış ticaret açığı 50 milyar dolar olarak hesaplanmış.

Türkiye, 2017 rakamlarına göre ihracatı en yüksek 32. ithalatı en yüksek 24. ülke konumunda.

Kazandırdıklarınızın yanında kaybettirdiklerinizi de konuşursak zararlı çıkarsınız Sayın Tunç.

Bence bu ortamda hiç ağzınızı açmasanız daha iyi!

HARCA HARCA BİTMEZ

Emekli maaşı alt sınırını 1500’den 2 bin 500 liraya çıkardık derken sanki çok büyük bir paraymış gibi söylediler.

Dört kişilik ailenin açlık sınırı aralık 2021'de 3 bin 526 lira, yoksulluk sınırı 10 bin 119 lira oldu.

Yani emeklilere layık görülen 2500 lira açlık sınırını geçemediği gibi 1000 lira da altında.

Bu parayla elektrik, su, gaz ve telefon giderlerini karşıladıktan sonra gıdaya, kıyafete ve sosyal hayata az bir şey kalıyor.

Hele bir de kiradaysanız yandınız, hem de Marmara çırası gibi.

Demek ki 2500 lira maaş alan emekliler yarı aç yarı tok yaşayacaklar.

Peki, yaşamak mı bu?

SORU-YORUM

Şimdi soruyoruz Sayın Cumhurbaşkanına, yer değiştirsek ve biz size böyle bir maaş uygun görsek siz bu parayla geçinebilir misiniz?

Siz iktidarda değil de muhalefette olsanız, bu sefalet zamlarına ne derdiniz?

Yeri göğü inletmez miydiniz?

Ya elektrik?

200 lira ödeyen 300-400 lira, 500 lira ödeyen 1000 lira, 1000 lira ödeyen 2000-2500 lira ödeyecek.

Ve siz çıkıyorsunuz öyle bir konuşuyorsunuz ki sanki dünyanın en ucuz elektriği bizde.

Yahu bu rakamların neresi ucuz?

Tabii elektrik parası vermediğiniz için bilmiyorsunuz.

Çarşı pazar market masrafınız yok ve onu da bilmiyorsunuz.

Gaz parası ödemiyorsunuz ki bunun da ne olduğunu bilesiniz.

Bu paralar sizin değil devletin cebinden, vatandaşın cebinden çıkıyor.

Ya siz iktidar partisinin Sayın Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç Bey?

Biz size 2500 lira versek geçinebilir misiniz?

Vallahi sokağa adım atamazsınız bu parayla.

Bizi yönetenler keşke empati yapabilseler ve kendilerini vatandaşın yerine koyabilseler!

KUR KORUMALI FAİZ

Haber Global ekranlarında bir hukukçu anlattı;

Kur korumalı hesaba o gün (11’lere indiği gün) 1 milyon dolarını bozdurup yatıran bir kişi bugün dolar 14’lere yaklaşırken sadece faizin dışında kazandığı para şu anda 2 milyar liraymış.

3 ay sonunda (vade sonu) eğer dolar 11’lerden yukarıdaysa farkı hazine ödeyecek.

Doların ne olacağını öngörebiliyor muyuz?

Hayır.

Ne ineceğinin ne de çıkacağının garantisi var ama gidişatı yükselme yönünde.

Eğer yükselirse 3 ay sonra fazladan verilecek milyonların-milyarların karşılığı var mı?

Görünürde yok.

Bunları da söyledi ve tehlikeye dikkat çekti hukukçu.

Ve dedi ki; “Ekonomide, ekonomi yönetiminde istikrar, öngörülebilirlik, liyakat çok önemlidir. Ve ne yazık ki bunlar bugün yok”

Hadi buyurun bir de buradan yakın!

GAZETELER KAPANIYOR

Bir önceki yazımda gazete maliyetlerindeki yüksek artışa dikkat çekerken tek yerel gazetenin maliyetinin 30 kuruştan 2 liraya çıktığını belirtmiştim.

Yerel gazetelerin bu ağır şartlara dayanamayacağını ve kapanmak ya da haftalığa dönüşmek zorunda kalacağını söylemiştim.

İlk haber Bartın gibi sonradan il olan ve aşağı yukarı bizim ayarımızda bulunan Karaman'dan geldi.

Karaman’da günlük yayınlanan 6 yerel gazete, ekonomik nedenlerden dolayı artık haftalık olarak çıkma kararı aldı.

Karaman Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve iki günlük gazete sahibi Ahmet Küçükcicibıyık, ''Personel maaşı, vergisi, sigortası ile son dönemlerde dövizdeki artışların ardından kağıt ve kalıp maliyetleri yüzde 200-300 civarında arttı. Bu yüzden günlük yayın yapan 6 gazete olarak bu masrafları kaldıramaz olduk'' dedi.

ÇALIŞ(A)MAYAN GAZETECİLER GÜNÜ

Yerel yayın yapan gazetelerin birçoğunun kapanabileceğini belirten cemiyet başkanı ''Bu şekilde devam ederse, Türkiye genelinde yaklaşık 3 bin yerel gazete var, bunların yarısından çoğu 6 ay içerisinde kapanır'' diye konuştu.

Aşırı artan matbaa giderleri yüzünden yayınevlerinin bile kapanmaya başladığı, yeni kitap basımının da sekteye uğrayıp basılmış kitaplara da yüzde 100 zam yapıldığı bir ortamdayız.

Bartın’da 5 günlük gazete var ve birleşip teke düşmezlerse bu yükün altından kalkamazlar.

10 günde bir yayınlanan 98 yaşındaki Bartın gazetesi bile maliyetlerin belini büktüğünü, 100. yılı göremeyebileceklerini söylüyor.

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü idi.

Bu gidişle Çalış(a)mayan Gazeteciler Günü olacak

Vali Bey’in düzenlediği, bol-bol Filyos’un kulaklarını çınlattığı 10 Ocak basın buluşmalarını da bundan böyle herhalde anılarda yaşarız.

BİNDİK BİR ALAMETE

Gazeteleri koşar adım kapanmaya doğru götüren, emeklileri sefalete sürükleyen, asgari ücretliye, emekliye, memura verdiği zammı daha cebe girmeden eriten, esnafı, tüccarı, işadamını, çiftçiyi ve köylü de perişan eden bu ekonomi politikaları ile maalesef bir arpa boyu yol alamayız.

İstikrar var mı? Yok.

Önümüzü görebiliyor muyuz? Hayır.

Öngörülebilirlik var mı? Yok.

Liyakat var mı? O da hak getire.

Ekonominin, iktisadın olmazsa olmazı üç şartın yerinde yeller esiyor.

Bakın aralık ayında da iktidarı uyaran TÜSİAD Başkanı ne diyor?

“Hafta başında açıklanan yüksek enflasyon rakamları da attığımız adımları tekrar gözden geçirmemiz gerektiğini net şekilde ortaya koymaktadır. Enflasyon ile mücadelede gerçekten doğru adımları mı atıyoruz? Bunlar doğru adımlar ise neden enflasyon bu denli şiddetli yükseliyor?”

Bu da bu soruya kendi kusurlarını görmeyip ‘küresel etki, pandemi, dış güçler, iç güçler, faiz maiz’ diyenlere gelsin;

Hadi canım sizde!

 BASIN ÖNE EĞİLMESİN

 “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü.

Sadece sahici gazetecilere kutlu olsun.

Çalan çırpan çanak yalayanlar üzerlerine alınmasınlar.”

Sosyal medyadaki bu paylaşımın sahibi Beykozlu gazeteci-Yazar, Artı TV'de her sabah Gün Başlıyor programını, İZ TV'de Yakın Tarih kuşağı siyasi belgeselleri yapıp sunan, yazılarını Milliyet ve İnternet Haber’in ardından BirGün ve ArtıGerçek'te yazan gazeteci ağabeyimiz, değerli dost Nazım Alpman.

Üzerinde “Basın öne eğilmesin” veciz sözü yazılı bir karikatürle kutlamasını bütünleştiren Alpman’ın paylaşımı ile verdiği mesaj oldukça anlamlı.

Başımız da basınımız da öne eğilmesin!

NELER SÖYLENDİ?
@
Arif ÜÇLER

Arif ÜÇLER

DİĞER YAZILARI VATANDAŞI ELEKTRİK ÇARPTI 22-01-2022 12:59 DEFİNE Mİ BULDUNUZ? 18-01-2022 18:38 ÖNCELİKLERİMİZ YANLIŞ 11-01-2022 11:35 Tam bir fiyasko! 04-01-2022 09:28 EMEKLİNİN BEKLENTİSİ 22-12-2021 09:39 BU PİLAV DAHA ÇOK SU KALDIRIR 12-12-2021 10:30 DEVRİMİ SİNEMADA YAPTI 03-12-2021 22:24 SERDENGEÇTİ 24-11-2021 18:04 GAZETELERE POSTA DARBESİ 13-11-2021 16:15 ATATÜRK VE BARIŞ AKARSU 01-11-2021 13:55 DEMOKRASİ FARKI 16-10-2021 11:01 AŞI BAĞNAZLIĞI 04-10-2021 14:43 CEMAL AKIN ANKARA’YA YAKIN 09-09-2021 09:48 Anneme mektuplar V 04-09-2021 15:46 BATI’K KARADENİZ 14-08-2021 13:00 Anneme mektuplar (IV) 27-07-2021 13:16 Anneme mektuplar (III) 12-04-2021 17:31 Anneme mektuplar (II) 08-03-2021 11:21 BEN DE BU DAĞLARIN NESİNE GELDİM 20-02-2021 10:03 Yaktın bizi Defne 23-01-2021 21:41 USULSÜZLÜK 10-01-2021 12:57 Anneme açık mektup 19-12-2020 13:21 FİLYOS’U GAPMAK 27-11-2020 10:55 VEFA BORCUMUZ VAR 06-11-2020 14:00 97 kere maşallah 15-09-2020 13:54 Yazılarını özlüyoruz 09-08-2020 20:08 Demokles’in kılıcı 30-07-2020 15:51 VENEDİK MASALI 03-07-2020 11:10 Vefa sadece semt adı olmamalı 24-06-2020 16:45 YİĞİT ÖLÜR, ŞANI KALIR 10-06-2020 18:45 TERÖRDEN BETER 17-05-2020 14:51 AYAKLI BOMBA GİBİYİZ 04-05-2020 15:03 Korku filmi gibi… 04-04-2020 19:08 Önüm arkam, sağım solum sobe 19-03-2020 12:04 Makamlar mevkiler! 20-02-2020 18:24 Cemal Akın farkıyla 10 Ocak 16-01-2020 12:42 İsa Küçük’lü yıllar 09-11-2019 20:13 Yargı hızlanacak ve uyuşturucu ile etkin mücadele edilecek 15-11-2018 00:47
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Trabzonspor2354
  • 2Konyaspor2245
  • 3Alanyaspor2338
  • 4Adana Demirspor2337
  • 5Fenerbahçe2337
  • 6Beşiktaş2336
  • 7Hatayspor2336
  • 8Başakşehir FK2234
  • 9Gaziantep FK2232
  • 10Sivasspor2331
  • 11Kayserispor2331
  • 12Fatih Karagümrük2330
  • 13Kasımpaşa2327
  • 14Göztepe2327
  • 15Galatasaray2327
  • 16Giresunspor2326
  • 17Antalyaspor2324
  • 18Çaykur Rizespor2322
  • 19Altay2318
  • 20Yeni Malatyaspor2216
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA